Bir kentin hafızası yalnızca taşında, toprağında değil; sözcüklerinde, masallarında, türkülerinde, yazılanlarında ve yazılamayanlarında saklıdır. Iğdır, bu anlamda geçmişiyle son derece kıymetli bir coğrafyadır.
Üç ülkeye komşu olan bu sınır ili, dillerin, inançların ve anlatıların harman olduğu, çok dilli ve çok sesli bir belleğe sahipti. Ancak bugün o güçlü edebî damar sanki sessizleşmiş gibidir.
Neden?
Bana sorarsanız asıl soru şudur: Iğdır’ın edebiyatı neden ilgi görmüyor değil; biz bu ilgiyi neden beslemiyoruz?
Eskiden Iğdır’da çocuklar masallarla büyürdü. Her köyde bir ağıt, her dağ yamacında bir hikâye vardı. Sobalı, gaz lambalı masal evlerinde anlatılar kuşaktan kuşağa aktarılırdı. Edebiyat yalnızca yazı masalarında değil, tarlalarda, kahvelerde, ev sohbetlerinde yaşardı.
Ozanlarımızı dinledik ama kaleme almadık; ağıtlarımızı işittik ama yazıya dökmedik; masallarımızı televizyonun sessizliğine feda ettik. Oysa bir esere, yazarın etnik kökenine bakmadan, kentimiz için ne yazdığı üzerinden bakmalı ve okura bu gözle tavsiye etmeliyiz.
Eğitim kurumlarımız, yerel edebiyatı derslerin bir parçası hâline getirmedi. Gençlerimiz için edebiyat, sınavda çıkacak bir paragraf sorusu kadar anlam taşır oldu.
Oysa Iğdır; çevre kentlerden gelen göçün, İran sınırının, Ermeni komşuluğunun, Nahcivan akrabalığının, “Kaça-Kaç” (1919) döneminin acılarının, Aras’ın ve Ağrı Dağı’nın yarattığı o benzersiz kültür karışımını edebiyatla anlatabilecek en güçlü kentlerden biriydi. Ancak ne yerel yönetimler ne de kültürel kurumlar bu sesi yaşatacak sürdürülebilir çabalar içinde olabildi.
Âşık geleneği güçlüydü; şiir okunur, halk diliyle söylenen söz duyguya dönüşürdü. Bugün ise Iğdır’ın edebiyatla olan o içten bağı neredeyse görünmez hâle gelmiş durumda.
Kabul edelim, biz bu toprağın kelimesine yeterince sahip çıkmadık.
Örneğin, Iğdır'da edebiyat öğretmeni Dilşat Eyrice, Avukat Nahide Ova ve kadın arkadaşlarının oluşturduğu "
Bir Kitaptan Fazlası."
okuma grubu var. Güzel işler yapıyorlar. Peki kaç öğrencimiz, kaç okulumuz bunun farkında? Bir edebiyat dersine konuk olarak çağrıldılar mı?
Bugüne kadar Iğdır’da bir edebiyat festivali yapılmadı. Şairlerimiz birbirinden habersiz kaldı. Kitap çıkaranlar yeterince kutlanmadı. Dışarıda ad yapmış şair ve yazarlarımız kente davet edilmedi. Yazarlar, okuyarak ve beslenerek değil, çoğu zaman kendi yalnızlıklarında yazdı. Birçok Iğdırlı yazar başka şehirlerde filizlendi; çünkü kendi memleketinde görünür olmanın yolları kapalıydı.
Belki de biz geçmişe fazla yaslandık. Aras’ın kıyısındaki şairleri düşledik, ama bugünün Aras kıyısında yeni şairlerin doğması için gereken ortamı sunmadık.
Oysa edebiyat, geçmişin güzellemesi değil, bugünün dilidir. Gençlerimizi dinlemedik. Yeni seslere alan açmadık. Bugün Iğdır gibi bir kentte hangi kapıyı çalsanız bir şiir yazan çıkar; ama bu evlerin çoğuna bir edebiyat dergisi ya da bir ustanın kitabı girmiş değildir.
“Ben yazdım, bu şiirdir” deyip çıkamayız. Dergiler şiirin mutfağıdır. Biz, kendimizi kendi bildiklerimizin içinde boğmuş oluyoruz. Aileler bunun farkında olmayabilir; ancak edebiyat öğretmenlerine bu konuda önemli görevler düşmektedir.
Kentte kurulacak bir edebiyat kulübü, Iğdır yazarlarının kitaplarının tanıtıldığı bir yayın dizisi, yerel radyolarda edebiyat programları yapılabilir.
Küçük adımlar büyük yankılar doğurabilir. Önce içimize, sonra birbirimize kulak vermekle başlayabiliriz. Iğdır’ın kelimesi hâlâ güçlüdür. Ancak biz o kelimeye kulak verecek, özeleştiri yapacak kadar cesur olmalıyız.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Iğdır’ın Edebî Kimliğine Bir Bakış
Ağrı Dağı’nın gölgesinde, Aras Nehri’nin sesiyle büyüyen Iğdır, yalnızca bir coğrafya değil; hafızası derin, sözü ağır bir edebiyat toprağıdır. Bu topraklarda anlatı doğayla başlar; şiir, dağla, nehirle, göçle yoğrulur. Bu topraklardan çıkmış, sesi duyulmuş ya da kıyıda kalmış nice şair, anlatıcı ve sözcük işçisi vardır. Kimi yazmış, kimi söylemiştir.
Her biri, Iğdır’ın ruhunu bir ucundan taşımıştır. Yerel değerleri unutmamak için bu toprakların edebî belleğinde yer etmiş isimleri anmak bir vefa borcudur. Bugün hâlâ yazan, söyleyen herkes bilir ki bu topraklarda hâlâ söylenecek çok söz, yazılacak çok şiir vardır. Çünkü Aras susmaz, Ağrı sabit durmaz, yaylalar her bahar yeniden uyanır.
Bugün “neden edebiyata ilgi azaldı?” diye sormadan önce, “ben bu ilgiyi ne kadar besledim?” diye sormalıyız.
Sessizliğin içinde belki de en çok bu sorunun cevabı yankılanır: Biz yazmadıkça, biz dinlemedikçe, biz yaşatmadıkça hiçbir kelime bizimle kalmaz.
Biz geçmişi güzel anımsadık ama bugünü yazmaya cesaret edemedik. Çünkü okur uzaklaştı.
Bir Düş: Korhan Yaylası’nda Bir Festival
Korhan Yaylası’nın geniş düzlüklerinde edebiyatçılar bir araya geliyor. Şiirler seslendirilirken dağlar bu sesi duyup yankılıyor. Roman okumaları, atölyeler, genç yazarlarla söyleşiler yapılıyor. Böylesi bir etkinlik, Iğdır’ın kalbini yeniden edebiyatla resimlendirebilir.
İnsanlar memleketlerini pek çok yolla tanır: Taşına, toprağına, dağlarına bakarak; hikâyelerine, türkülerine kulak vererek; hatıralarına dokunarak.
Ama beni asıl düşündüren soru şudur: Neden Iğdır, geçmişteki gibi edebiyata ilgi duymuyor?
Kültür yalnızca geçmişe yaslanmaz; geleceği de büyütmek ister. Belki bir gün bu coğrafyada edebiyat festivalleri düzenlenir; yerel kalemler ulusal seslerle buluşur. O zamana dek yazmaya ve anlatmaya devam…
Çünkü Iğdır’ın kelimelerle büyüyen bir sesi var. O ses hepimize ait.
Sessiz Okurların Şehri: Iğdır’da Şair Yalnızlığı
Ağrı Dağı’nın gölgesinde, Aras Nehri’nin kıyısında büyüyen Iğdır…
Şairin yalnızlığı, aslında halkın kendi sesini duymaktan kaçmasıdır.
Doğası şiir, tarihi efsane olan bir şehir…
Ama ne yazık ki bu büyülü topraklarda şiiri besleyen toprak, şairini suskun bırakıyor. Iğdır’da bir şair kitap çıkarır, kimse almaz.
Bir yazar söyleşi düzenler, salon boş kalır. Kitaplar çıkar; raflarda değil, çantalarda saklanır.
Iğdır, şairine sahip çıkarsa kendi kültürel kimliğine sahip çıkar. Aksi hâlde bir gün Aras’ın kenarında yazılmış dizeler başka şehirlerde sahiplenilir; kendi toprağında yabancı kalır. Çıkan her kitap için “bizden biri” diyerek alınan her eser, yalnızca bir yazarın değil, bir şehrin kültürüdür.
Bu bir iç sestir.
Bu bir öz eleştiridir.
Yorumlar
Kalan Karakter: