Öyle böyle değil; insanın iliklerine kadar işleyen bir soğuk. Taştan serttir derler ya, abartı sanma. Taş bile üşür burada. Ama gariptir: Bu coğrafyada soğuk ne kadar keskinse, kardeşlik de o kadar sıcaktır.
Kars ve Iğdır…
İki şehir, iki ayrı iklim gibi görünür. Biri ayazın merkezi, diğeri Aras’ın kıyısında daha yumuşak bir nefes. Ama kardeşlik meselesinde ikisi de aynı kelimeyi söyler: gardaş.
Burada “kardeş” ağızdan biraz eğilerek çıkar. Gardaş olur. Bir harf değişir, mesafe kısalır. Gardaş dediğin, aynı soyadı taşıyan değil; aynı soğuğu yemiş, aynı ekmeği bölmüş, aynı suskunluğa bakmış olandır.
Kars’ta ayaz serttir, insanı sınar.
Iğdır’da rüzgâr daha sinsidir, sabrı ölçer.
Ama ikisinde de kardeşlik lafla kurulmaz. Kapı çalındığında hâl hatır sorulmaz; soba yanıyor mu diye bakılır. Çay kendiliğinden konur. Söz, en sona kalır.
Bu topraklarda insanlar az konuşur. Çünkü rüzgâr zaten çok şey anlatır. Tipi bastırınca ya da toz yükselince, insan insana yaslanır. Kardeşlik burada bir duygu değil, bir refleks gibidir. Düşmeden önce tutmaktır.
Şehirler serttir. Tarihi sert, coğrafyası serttir. Ama insanı yumuşaktır. Belki de bu yüzden gardaşlık burada bir tercih değil, bir mecburiyettir. Hayata karşı tek başına duramayanların ortak dilidir.
Kardeşlik bazen aynı sofrada kaşık sallamaktır,
bazen de susarak beklemektir.
Kars’ta da bilinir, Iğdır’da da.
Kar düşer, yol kapanır, şehir sessizleşir.
Ama bir yerlerde bir soba harlanır, bir çay kaynar, bir gardaş kapıyı çalar.
İşte o an anlarsın:
Kars da Iğdır da kardan soğuktur;
ama gardaşlık, ikisinde de ayazdan güçlüdür
Yorumlar
Kalan Karakter: