Iğdır Ovası, Aras Nehri boyunca uzanan tektonik kökenli bir çöküntü ovasıdır. 3539 km² yüzölçümüne sahip olan Iğdır ilinde toprakların yaklaşık %26’sı, yani 922 km²’si ova arazisinden oluşmaktadır. Bu alanın yaklaşık 73.768 hektarı ekilen ve dikilen tarım arazileridir.
1953 yılında başlatılan sulama projeleri Iğdır Ovası’na ekonomik değer kazandırmıştır. Ancak ovanın doğu kesiminde sulama ve arazi ıslah çalışmaları henüz yeterli seviyeye ulaşmadığı için tarımsal faaliyetler batı kesimine göre daha geridedir. Ovada yetiştirilen ürünler arasında endüstri bitkileri önemli bir yer tutmaktadır. Şeker pancarı, pamuk ve ayçiçeği bu ürünlerin başında gelir.
Şeker pancarı üretimi, 1956 yılında Erzurum Şeker Fabrikası’nın açılmasıyla birlikte 1958’den itibaren Iğdır Ovası’nda yaygınlaşmaya başlamıştır. Ancak Iğdır’da bir şeker fabrikasının bulunmaması nedeniyle üretilen pancar, Kars, Ağrı ve Erzurum’daki fabrikalara gönderilmektedir.
Iğdır, sahip olduğu mikroklima özellikleri nedeniyle bölgenin adeta Çukurova’sı durumundadır. Aras Nehri ve Karasu’nun bereket kattığı topraklarıyla tarım ve hayvancılık açısından son derece yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu verimli topraklar Iğdır’ı bölgenin sebze ve meyve ambarı haline getirmiştir.
Ancak Iğdır’ın yakın tarihi, bu potansiyelin tam anlamıyla kullanılmasını engelleyen zorluklarla doludur. 1828–1920 yılları arasında yaklaşık 92 yıl süren Rus işgali döneminde bölge büyük pazarlardan uzak kalmış, kaçakçılığın yaygın olduğu zor bir dönem yaşamıştır. 1920’de anavatana katıldıktan sonra da sınırların kapalı olması, pazarlara uzaklık ve 1953 yılına kadar devam eden sulama sorunları bölgenin gelişimini sınırlamıştır.
Ayrıca Alagöz Dağı’nın Ermenistan sınırları içinde kalması, Ağrı isyanları ve güvenlik gerekçeleriyle yaylaların uzun süre kullanıma kapatılması hayvancılığı da ciddi biçimde etkilemiştir. Iğdır topraklarının yaklaşık %74’ünün dağlık alanlardan oluşmasına rağmen yaylalardan yeterince yararlanılamaması hayvancılıkta büyük kayıplara yol açmıştır.
Oysa geçmişte Iğdır önemli bir pamuk üretim merkeziydi. Lif oranı yüksek kaliteli pamuk, 1934–1939 yılları arasında Alican Sınır Kapısı üzerinden Sovyet Rusya’ya ihraç ediliyordu. Aralık, Taşburun, Iğdır ve Tuzluca’da pamuk kooperatifleri kurulmuş, Almanya’dan getirilen tohumlarla kaliteli üretim yapılmıştı. Trabzon Limanı üzerinden dünya pazarlarına ulaşan Iğdır pamuğu için çırçır ve pres tesisleri kurulmuş, daha sonra iplik fabrikası da açılmıştı.
Ne var ki zamanla uygulanan yanlış politikalar, kooperatiflerde yaşanan sorunlar ve sanayileşme süreçlerindeki hatalar nedeniyle Iğdır bu önemli sanayi ürününü kaybetmiştir.
Benzer bir durum pirinç üretiminde de yaşanmıştır. Bir zamanlar Iğdır’da son derece kaliteli pirinç yetiştiriliyor, hatta çeltik atölyeleri bulunuyordu. Ancak sıtma hastalığı, sivrisinek sorunu ve çeşitli nedenlerle bu üretim de zamanla ortadan kalkmıştır.
1958’den sonra şeker pancarı üretimi ön plana çıkmıştır. Oysa pancar yalnızca şeker üretimi açısından değil, küspesi sayesinde hayvancılık için de büyük önem taşımaktadır. Buna rağmen şeker fabrikalarının Iğdır yerine başka illerde kurulması, bölgenin bu alandaki avantajını sınırlamıştır.
Buna karşın Iğdır bugün hâlâ sebze ve meyve üretiminde bölgenin en önemli merkezlerinden biridir. Kavun, karpuz, domates, patlıcan, salatalık ve biber gibi sebzeler; kendine özgü aroması ve lezzetiyle dikkat çekmektedir.
Özellikle kayısı, Iğdır’ın en önemli meyvelerinden biridir. Şalak, teberze, şekerpare, ağ erik ve çır erik gibi yerel çeşitlerle birlikte Iğdır adeta bir kayısı cennetidir. Ancak pazarlama imkanlarının sınırlı olması, soğuk hava depolarının ve işleme tesislerinin yetersizliği nedeniyle bu değerli ürünlerden yeterince faydalanılamamaktadır.
Oysa Iğdır; verimli ovası, güneşi, mikroklima iklimi, sulak toprakları ve zengin yaylalarıyla tarım ve hayvancılık açısından olağanüstü bir potansiyele sahiptir.
Bugün Hollanda, Iğdır’dan yalnızca 11 kat daha büyük bir ülke olmasına rağmen yılda yaklaşık 150 milyar dolarlık tarım ürünü üretmektedir. Belçika ise 50 milyar dolarlık üretimiyle dünyanın önde gelen tarım ülkeleri arasında yer almaktadır. Üstelik bu ülkelerin toprak kalitesi Iğdır kadar verimli değildir.
Bir zamanlar kendi kendine yeten bir tarım ülkesi olan Türkiye ise bugün 130’dan fazla ülkeden tarım ürünü ithal etmektedir. Oysa tarımda dışa bağımlılık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir meseledir.
Ne yazık ki verimli tarım arazilerinin yerleşime açılması, girdi maliyetlerinin artması, sulama sorunları ve pazarlama sıkıntıları üretimi giderek zorlaştırmaktadır. Mazot, gübre, tohum ve ilaç fiyatları çiftçinin belini bükmektedir. Genç nüfus köyleri terk ederek büyük şehirlere göç etmekte, köyler hızla boşalmaktadır.
Bugün Iğdır’ın 163 köyünün önemli bir kısmı göç nedeniyle nüfus kaybı yaşamaktadır. Yaylaların ve hayvancılığın sorunları çözülememekte, geniş tarım alanlarının önemli bir bölümü ise atıl durumda kalmaktadır.
Oysa doğru planlama, bilimsel üretim yöntemleri ve güçlü tarım politikalarıyla Iğdır çok daha büyük bir üretim merkezine dönüşebilir. Hollanda örneğinde olduğu gibi modern tarım teknikleri uygulanırsa Iğdır milyonlarca insanı besleyebilecek bir üretim kapasitesine ulaşabilir.
Bu potansiyelin doğru kullanılması halinde Iğdır’ın yalnızca tarımdan 10–15 milyar dolar gelir elde etmesi mümkündür. Böylece hem Iğdır hem de Türkiye kazanacaktır.
Toprağını terk etmek zorunda kalan insanlar büyük şehirlerin varoşlarında asgari ücretle çalışmak yerine kendi memleketlerinde refah içinde yaşayabilir.
Bu nedenle hem devlete hem de Iğdır halkına büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.
Dileğimiz, bu bereketli toprakların yeniden hak ettiği değeri görmesidir.
Güzel Iğdır’ın güzel insanlarına selam, sevgi ve saygılarımla.
Yorumlar
Kalan Karakter: