Ermenistan’ın başkenti Erivan’da, 23 Nisan tarihinde 1915 olaylarının yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen yürüyüş sırasında yaşanan gelişmeler, bölgesel hassasiyetleri yeniden gündeme taşımıştır. Söz konusu yürüyüşte Türk ve Azerbaycan bayraklarının iplerle bağlanarak yerde sürüklenmesi ve akabinde yakılması, uluslararası ilişkiler ve diplomatik teamüller açısından kabul edilemez bir eylem olarak dikkat çekmiştir.
Yürüyüşün, Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaktsutyun) tarafından organize edilmesi ve bu süreçte yaşanan olayların Ermenistan yönetimi tarafından da eleştirilmesi önemlidir. Nitekim Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın basın sözcüsü Nazeli Bağdasarayan tarafından yapılan açıklamada, söz konusu eylemin “sorumsuz ve kabul edilemez” olduğu vurgulanmış; uluslararası alanda tanınan bir devletin, özellikle komşu devletlerin bayraklarının yakılmasının provokatif ve kışkırtıcı bir davranış teşkil ettiği ifade edilmiştir.
Ermenistan’da 7 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilecek parlamento seçimleri, bu tür olayların siyasi bağlamını daha da önemli kılmaktadır. Bu seçimler, Azerbaycan’ın 2023 yılı sonlarında Karabağ bölgesinde kontrolü sağlamasının ardından ülkede yapılacak ilk seçimler olma özelliğini taşımaktadır. Dolayısıyla iç siyasi dengeler ile dış politika yönelimleri arasındaki ilişki daha hassas bir hâl almıştır.
Başbakan Nikol Paşinyan’ın, komşu ülkelerle barışçıl ilişkiler kurma, uluslararası sınırları tanıma ve egemenlik haklarına saygı gösterme yönündeki politik yaklaşımı, bölgesel istikrar açısından dikkat çekmektedir. Paşinyan’ın, tarihsel düşmanlıkları yeniden üretmeye dayalı söylemleri ve “Büyük Ermenistan” gibi revizyonist idealleri eleştirel bir bakışla değerlendirmesi, realist ve barış odaklı bir siyaset anlayışına işaret etmektedir.
Bununla birlikte, Ermenistan iç siyasetinde Taşnaklar, diaspora çevreleri ve Rusya Federasyonu’nun doğrudan ya da dolaylı etkileri, Paşinyan’ın bu politikasının önünde ciddi engeller teşkil etmektedir. Söz konusu aktörlerin, Türkiye ve Azerbaycan ile son dönemde gelişen diplomatik temaslar, yumuşama çabaları ve barış arayışlarına mesafeli yaklaştıkları görülmektedir. Aynı şekilde mevcut uluslararası sınırların tanınması ve sınır kapılarının açılması gibi adımlar da bu çevreler tarafından desteklenmemektedir.
Bayraklar, milletlerin egemenlik ve onurunu temsil eden en temel sembollerden biridir. Bu nedenle Türk ve Azerbaycan bayraklarının aşağılanması ve yakılması, hiçbir şekilde meşru görülemez. Ermenistan Başbakanı’nın söz konusu eylemi kınaması önemli olmakla birlikte yeterli değildir. Bu tür eylemlerde bulunan kişilerin adalet önünde hesap vermesi, benzer provokasyonların tekrarının önlenmesi ve ilgili devletlerden özür dilenmesi, uluslararası hukuk ve diplomatik nezaket açısından gerekli adımlar olacaktır.
Türkiye ve Azerbaycan devletlerinin yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının da bu tür olaylara karşı güçlü ve ilkeli bir duruş sergilemesi önem arz etmektedir. Özellikle Azerbaycan derneklerinin, bu tür gelişmelere karşı tepkilerini zamanında ve kararlı bir şekilde ortaya koymaları beklenmektedir.
Öte yandan, Türkiye ve Azerbaycan’ın, yaklaşan seçimler öncesinde Ermenistan’da barış yanlısı politikaları destekleyecek bir diplomatik yaklaşım benimsemeleri, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, Kafkasya bölgesinin ve daha geniş anlamda küresel barışın tesisi bakımından da olumlu sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık, barışçıl politikaların zayıflaması durumunda, sınır kapılarının açılması gibi kritik adımlarda acele edilmemesi daha ihtiyatlı bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak, “iki devlet, tek millet” anlayışı çerçevesinde Türkiye ve Azerbaycan kamuoyunun bu tür provokatif eylemleri güçlü bir şekilde kınaması anlaşılabilir bir tutumdur. Ancak uzun vadeli barış ve istikrarın sağlanması için duygusal tepkilerin ötesine geçilerek, akılcı ve stratejik politikaların ön plana çıkarılması büyük önem taşımaktadır.
Yorumlar
Kalan Karakter: