Iğdır’da Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızdaki pek çok şey değiştiği gibi, gelenek ve göreneklerimiz de değişime uğradı. Bu değişim her zaman olumlu yönde olmadı. Özellikle evlenme âdetlerimiz, eski sıcaklığını ve samimiyetini büyük ölçüde kaybetti.
Eskiden evlenecek delikanlı bir kızı pazarda, düğünde, bayram ziyaretlerinde ya da sokakta görür, beğenir; fakat bu isteğini anne babasına doğrudan söylemezdi. Uygun bir dille, dolaylı yollardan hissettirirdi. Anne ve baba da kısa ama titiz bir araştırma yapar, kızın ailesini, soyunu sopunu, huyunu suyunu öğrenirdi. Uygun görülürse, hatırı sayılır kişilerden oluşan bir heyetle elçi gönderilir, “Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle” kız istenirdi.
Olumlu cevap alındığında söz kesilir; başlık, altın, çeyiz gibi konular karara bağlanırdı. Tatlılar ikram edilir, büyüklerin duası alınırdı. Ardından nişan yapılır, nişan yüzüğü hatırlı bir kişi tarafından alkışlar ve dualar eşliğinde takılırdı. Kız nişanlıyken bayramlarda ve önemli günlerde “honça” götürülür; özellikle Kurban Bayramı’nda süslenmiş bir koç kız evine gönderilirdi.
Daha sonra “toy” yani düğün günü kararlaştırılırdı. Eskiden düğünler üç gün üç gece sürerdi. Kışın “kom” denilen kapalı alanlarda, yazın ise bahçelerde toyçu, düdükçü ve alıgançı çalar; oyunlar oynanır, yallılar çekilirdi. Toydan önce toyçu atına binip köyü dolaşır, davul zurnasıyla herkesi düğüne davet ederdi.
Düğünün son günü kız tarafında kına gecesi, oğlan tarafında ise “bey başı” yapılırdı. Damadın başına damdan elma atılır, şeker, çikolata ve bozuk para saçılırdı. Oyun oynayanlara bahşiş verilir, bu paralar çalgıcılara kalırdı. Cambaz gösterileri, güreşler, at yarışları yapılır; kazananlara hediyeler verilirdi. Gelin ata bindirilerek götürülür, kapı kesilir, yol kesilir, harçlıklar alınırdı. Bunların hepsi birer sembol, birer neşe vesilesiydi.
Unutulmaya yüz tutmuş bu geleneklerden biri de “Bey Başı” idi. Düğünün son gecesi damadın evinde arkadaşları, sağdıcı ve mahalle gençleri toplanır; oyunlar oynanır, şakalar yapılırdı. Damadın ayakkabısı kaçırılmaya çalışılır, bulunması için bahşiş istenirdi. Sabaha kadar süren bu eğlenceler bazen yorucu, bazen biraz can yakan şakalarla devam eder, fakat herkes gönlünce güler, mutlu olurdu.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Bugün bu adetlerin çoğu yok oldu. Düğünler birkaç saate sığdırıldı, samimiyet yerini resmiyete, imece ruhu yerini maddiyata bıraktı. Her şeyin ölçüsü para, hedefi ise lüks balayı oldu. Oysa soruyorum: Dubai’nin çölü, bu eski düğünlerdeki sıcaklığı, bu fotoğraflardaki içtenliği verebilir mi?
Yüz yılların deneyimiyle oluşan bu güzel gelenek ve göreneklerimizi yeni nesiller ne yazık ki tanımıyor, bilmedikleri için de yabancı kalıyor. Oysa geçmişimizi bilmeden geleceğimizi sağlam kuramayız. En eskisi en güzeli olan bu kültür mirasının yeniden hatırlanması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması dileğiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: