Dil…
Sadece konuşmak için kullanılan kelimeler bütünü değildir.
Dil; bir milletin hafızasıdır.
Acısını, sevincini, duasını, öfkesini ve sevgisini geleceğe taşıyan görünmez köprüdür.
İşte Türkçe de böyledir…
Binlerce yıllık bir yürüyüşün sesidir Türkçe.
Orhun Yazıtları’ndan bugüne kadar gelen bu büyük dil;
bozkırın rüzgârını da taşımıştır,
Anadolu’nun duasını da…
Kılıç şakırtısını da anlatmıştır,
annenin ninnisini de…
Türkçe;
yalın olduğu kadar derin,
sert olduğu kadar merhametli,
sade olduğu kadar şiirli bir dildir.
Cumhuriyet öncesinde kullanılan Osmanlı Türkçesi ise,
Türkçenin Arapça ve Farsça ile iç içe geçtiği büyük bir medeniyet dilidir.
Sarayda, divanlarda, medreselerde gelişmiş;
şiirde, hukukta, devlet yönetiminde güçlü eserler vermiştir.
Nutuk,
Hak Dini Kur'an Dili
gibi eserlerde bu dilin ihtişamını görmek mümkündür.
Ancak zamanla bu ağır dil,
halk ile aydın arasında büyük bir uçurum da oluşturmuştur.
Çünkü Anadolu insanı;
çoğu metni anlamakta zorlanıyordu.
Köylünün konuştuğu Türkçe ile sarayın yazdığı dil aynı değildi artık.
İşte Cumhuriyet sonrası yapılan dil çalışmaları biraz da bu yüzden önemlidir.
Dil yeniden halka döndürülmek istendi.
Türkçe;
sokağın, köyün, annenin, çocuğun dili olsun istendi.
Ve aslında Türkçenin gerçek gücü de burada ortaya çıktı.
Yunus Emre bir tek cümleyle asırları aşabildi:
“Sevelim, sevilelim…”
Karacaoğlan,
Dadaloğlu, Pir Sultan…
Onlar ağır kelimelerle değil,
yüreğin diliyle konuştular.
Çünkü büyük dil;
en karmaşık cümleyi kuran değil,
en derin duyguyu en sade şekilde anlatabilen dildir.
Türkçe bugün hâlâ dünyanın en köklü ve en güçlü dillerinden biridir.
Eklemeli yapısıyla sonsuz anlatım gücüne sahiptir.
Bir tek kelimeyle cümle kurabilir,
bir tek mısrayla insanın içine işleyebilir.
Ama unutulmamalıdır ki;
bir dil ancak onu sevenlerle yaşar.
Türkçeyi korumak;
yalnızca eski kelimeleri savunmak değildir.
Onu yozlaştırmadan,
ruhunu bozmadan,
geleceğe taşıyabilmektir.
Çünkü dil giderse,
hafıza gider…
Hafıza giderse,
millet gider…
Yorumlar
Kalan Karakter: