İnsan, yeryüzünde yürüyen bir bedenden ibaret değildir. O, görünen ile görünmeyenin, madde ile mananın, toprak ile ruhun birleştiği eşsiz bir varlıktır. Bu yüzden insanı anlamak, sadece bir kişiyi anlamak değil; hayatı, kâinatı ve yaratılışın sırrını anlamaya doğru atılmış bir adımdır.
Eskiler "İnsan okunacak bir kitaptır" derken, sıradan bir benzetme yapmıyorlardı. Onlar insanı, sayfaları ilahî hikmetle yazılmış bir eser olarak görüyorlardı. Her insan bir kitaptır; kimi aşkı anlatır, kimi sabrı, kimi acıyı, kimi merhameti... Fakat bu kitabın dili harflerden değil, hâllerden oluşur.
Yunus Emre'nin:
"İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir."
sözü, insanı okumanın ilk şartını ortaya koyar. Kendini bilmeyen, başkasını da bilemez. Kendi gönlünün kapısını açamayan, başka gönüllerin odalarına giremez.
Tasavvuf büyükleri insanı "küçük âlem", kâinatı ise "büyük âlem" olarak tarif etmişlerdir. Çünkü insanın içinde bütün varlığın izleri vardır. Öfke de vardır, merhamet de... Karanlık da vardır, aydınlık da... Toprak gibi tevazu da vardır, ateş gibi hırs da...
Bu sebeple insanı okumak, bir ömür süren bir yolculuktur.
Mevlânâ der ki:
"Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yoktu; nice elbiseler gördüm, içinde insan yoktu."
Çünkü insanı insan yapan dış görünüşü değil, gönlünün taşıdığı hakikattir. İnsan okumayı bilenler, yüzlere değil gözlere bakarlar. Sözlere değil niyetlere kulak verirler. Çünkü hakikat çoğu zaman kelimelerin değil, hâllerin içinde saklıdır.
Nesîmî ise insana daha da farklı bir pencereden bakar. Ona göre insan, ilahî sırların tecelli ettiği bir aynadır. Bu yüzden:
"Men cihâna sığmazam"
diye haykırırken aslında bedeni değil, insanın özündeki sonsuzluğu anlatmaktadır. İnsan sadece etten kemikten ibaret olsaydı, ölümle her şey sona ererdi. Oysa insanın gönlü, sonsuzluğa açılan bir penceredir.
Bugün ise birbirimizi okumaktan çok yargılıyoruz. Bir paylaşım, bir söz, bir davranış üzerinden insanlar hakkında hükümler veriyoruz. Kitabın ilk sayfasını açmadan sonunu yazmaya kalkıyoruz. Oysa iyi bir okuyucu sabırlıdır. Anlamak için bekler. Dinlemek için susar. Hüküm vermeden önce öğrenmeye çalışır.
Belki de çağımızın en büyük eksikliği budur:
Bilgi çoğaldı ama anlayış azaldı.
Konuşan çoğaldı ama dinleyen azaldı.
Yargılayan çoğaldı ama insanı okumaya çalışan azaldı.
Oysa insanı okumak bir gönül işidir.
Merhamet ister.
Sabır ister.
Önyargılardan arınmış bir bakış ister.
Ve nihayet insanı okumak, dönüp kendini okumaya varır. Çünkü insan başkalarında gördüğü birçok şeyi aslında kendi içinde taşımaktadır. Kendi kusurlarını tanıyan affetmeyi öğrenir. Kendi acılarını bilen başkasının gözyaşını anlar. Kendi eksikliğini gören kibirden uzaklaşır.
Belki de bütün hikmetlerin özeti şu cümlede saklıdır:
İnsan, okunacak bir kitaptır; fakat o kitabın ilk sayfası başkası değil, insanın kendi kalbidir. Kendi kalbini okuyabilen ise hem insanı hem hayatı hem de Yaradan'ın kudretini daha iyi anlamaya başlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: