Son zamanlarda sık sık kendi kendime şu soruyu soruyorum:
Bu millet neden yıllarca başka milletlerin reçeteleriyle oyalandı?
Neden kurtuluşu kendi tarihinin içinde değil de başkalarının fikir dünyasında aradı?
Cumhuriyet tarihi boyunca sağın da solun da kendine göre münevverleri yetişti. Sağ cenahta birileri gençlere Büyük Doğu'yu anlattı, birileri Kubbealtı sohbetlerini, birileri Osmanlı özlemini... Sol cenahta ise Lenin'in, Mao'nun, Marks'ın eserleri elden ele dolaştı. Gençler birbirlerine yabancı ülkelerin devrimlerini, mücadelelerini ve ideallerini anlattılar.
Hepsinin ortak iddiası aynıydı:
"Bu memleketi kurtarmak."
Peki sonuç ne oldu?
Sağcı sağcıyla, solcu solcuyla, dindar laikle, Türk Kürtle, Alevi Sünniyle uğraşırken yıllar geçti.
Biz birbirimizle tartışırken gelişmiş ülkeler bilim üretti.
Biz slogan üretirken onlar teknoloji üretti.
Biz geçmişin kavgalarını sürdürürken onlar geleceği inşa etti.
İşin en düşündürücü tarafı ise şudur:
Bütün bunlar yaşanırken bu milletin önünde yaşayan bir örnek vardı.
Adı Mustafa Kemal Atatürk'tü.
Yok olmuş denilen bir milleti ayağa kaldırmış, işgal edilmiş bir vatanı kurtarmış, yoksulluk içindeki bir ülkeden çağdaş bir devlet çıkarmayı başarmıştı.
Üstelik bunu ne Moskova'nın emirleriyle yaptı ne Londra'nın ne Paris'in ne de başka bir başkentin.
Kendi milletine güvendi.
Kendi insanına inandı.
Kendi aklıyla yürüdü.
Asıl mesele de budur.
Atatürk'ün büyüklüğü sadece kazandığı savaşlarda değil, milletine kazandırdığı özgüvendedir.
O Türk milletine şunu söyledi:
"Başkasının rehberliğine ihtiyacın yok. Aklın var, bilimin var, çalışırsan başaracak gücün var."
Ama biz ne yaptık?
Kendi önderimizin gösterdiği hedefleri anlamaya çalışmak yerine ya geçmişin hayaletlerine ya da yabancı ideolojilerin peşine takıldık.
Birileri kurtuluşu hilafette aradı.
Birileri proletarya diktatörlüğünde.
Birileri ümmette.
Birileri enternasyonalde.
Fakat hiç kimse dönüp şu soruyu sormadı:
Dünyanın saygıyla andığı bir liderin ortaya koyduğu kalkınma modelini neden tam olarak uygulamıyoruz?
Çünkü Atatürk'ü anlamak zordur.
Atatürkçülük sadece nutuk atmak değildir.
Bilimi rehber kabul etmektir.
Liyakati savunmaktır.
Üretmektir.
Sanayileşmektir.
Hukuku üstün tutmaktır.
Eğitimi her şeyin önüne koymaktır.
Kadını toplumun asli unsuru olarak görmektir.
Kısacası çağın önüne geçmektir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni kurtarıcılar değildir.
Yeni ideolojiler de değildir.
İhtiyacımız olan şey; Cumhuriyetin kuruluşundaki aklı, heyecanı ve hedefleri yeniden hatırlamaktır.
Çünkü mesele Atatürk'ün heykellerine bakmak değildir.
Mesele onun ufkuna bakabilmektir.
Mesele adını ağızdan düşürmemek değil, gösterdiği istikamette yürüyebilmektir.
Ben inanıyorum ki Türkiye'nin önündeki yol haritası hâlâ oradadır.
Tozlanmış olabilir.
İhmal edilmiş olabilir.
Tartışmaların arasında görünmez hâle gelmiş olabilir.
Ama hâlâ oradadır.
Ve belki de yıllardır aradığımız yol, tam da önümüzde durmaktadır.
Yorumlar
Kalan Karakter: