Bir milleti millet yapan yalnızca aynı toprak üzerinde yaşaması değildir.
Aynı acıya ağlayabilmesi, aynı sevince gülebilmesi, aynı kelimelerle dua edip aynı kelimelerle yas tutabilmesidir.
İşte bunun adı dildir.
Dil; bir milletin hafızasıdır.
Geçmişten geleceğe uzanan görünmez köprüsüdür.
Ninnilerde annenin sesidir, destanlarda ecdadın nefesidir, bayrak altında edilen yemindir.
Tarih boyunca milletleri yıkmak isteyenler, önce onların diline saldırmıştır.
Çünkü dil bozulursa düşünce bozulur; düşünce bozulursa kültür çözülür; kültür çözülürse millet çözülmeye başlar.
1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey bu gerçeği asırlar öncesinden görmüş olacak ki şu tarihi fermanı yayımlamıştır:
“Şimden gerü divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya…”
Bu yalnızca bir dil kararı değildi.
Bu; kimliğe, kültüre ve millete sahip çıkma iradesiydi.
Aradan yüzyıllar geçti…
İmparatorluklar dağıldı, savaşlar yaşandı, işgaller görüldü.
Fakat Türk milleti yeniden ayağa kalkarken, dilin önemini çok iyi bilen bir lider daha çıktı:
Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk, bağımsızlığın yalnızca silahla kazanılmayacağını biliyordu.
Zihni bağımsız olmayan milletlerin, siyasi bağımsızlıklarını da uzun süre koruyamayacağını görüyordu.
Bu yüzden Türk diline büyük önem verdi.
Türk Dil Kurumunu kurdurdu, Türkçenin sadeleşmesi ve halkın kendi diliyle düşünmesi için büyük çalışmalar başlattı.
13 Mayıs’ın Türk Dil Bayramı olarak anılması da işte bu tarih şuurunun bir devamıdır.
Çünkü dil, yalnızca iletişim aracı değildir; bir milletin karakteridir.
Bugün ne yazık ki yabancı kelimelerle süslenmiş cümleleri ilericilik sanan bir anlayış giderek yayılıyor.
Kendi dilini küçümseyen toplumlar ise zamanla kendi kültürünü de küçümsemeye başlıyor.
Oysa güçlü milletler, önce kendi diline saygı duyan milletlerdir.
Türkçe; yüzyılların içinden süzülüp gelen büyük bir medeniyet dilidir.
Yunus Emre’nin gönül nefesidir.
Karacaoğlan’ın sazıdır.
Pir Sultan’ın isyanıdır.
Mehmet Âkif’in duasıdır.
Nazım Hikmet’in özlemidir.
Anadolu’nun mayasıdır.
Dilini kaybeden millet, hafızasını kaybeder.
Hafızasını kaybeden millet ise başkalarının hikâyesini yaşamaya mahkûm olur.
Onun için Türkçeye sahip çıkmak;
yalnızca kelimelere değil, vatana da sahip çıkmaktır.
Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miraslardan biri;
doğru, temiz, anlaşılır ve onurlu bir Türkçedir.
Çünkü bir milletin sesi sustuğu gün,
yüreği de susmaya başlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: