Tarih, bazı şehirlerin hafızasına sadece zaferleri değil, büyük acıları, göçleri ve ayrılıkları da yazar. Iğdır da bu şehirlerden biridir. Yaklaşık bir asır boyunca işgalin, katliamların, zorunlu göçlerin ve yeniden ayağa kalkmanın izlerini taşıyan Iğdır; aynı zamanda farklı coğrafyalardan gelen insanların kardeşlik içinde kaynaştığı kadim bir Türk yurdudur.
Iğdır, 1920 yılına kadar Erivan Vilayeti'ne bağlı olarak 89 yıl Rus işgali altında kaldı. Rusların 1917 yılında çekilmesiyle birlikte Ermeni Taşnak çeteleri ve Ermeni silahlı güçleri Iğdır’da baskı, zulüm ve soykırım uyguladı.
Iğdır, 92 yıl süreyle en uzun işgal altında kalan, Misak-ı Millî'ye dâhil edilmeyen, Batı Azerbaycan İrevan Hanlığı'ndan elimizde kalan tek yadigâr kadim Türk yurdudur. Aynı zamanda, nüfusuna oranla en fazla sivil kayıp verdiğimiz vatan toprağıdır.
1920 yılına kadar Iğdır’da Türkler, Kürtler, Ermeniler, Ezidiler ile Rus askerleri, memurları ve aileleri yaşıyordu. Nüfusun yüzde 83'ü Türk ve Müslümandı. Iğdır, 1920 yılında Anavatan'a katıldı. Halk arasında büyük travmalara sebep olan "Kaç Ha Kaç" hadisesiyle Iğdır’dan Güney Azerbaycan’a ve Osmanlı topraklarına sığınan yöre insanı yeniden yurduna dönmeye başladı. Ermeniler ile Ezidiler ise Ermenistan’a geçti. Çevre il ve ilçelerden gelenlerle birlikte İrevan göçmenlerinin de yerleşmesiyle Iğdır yeniden hayat buldu.
O yıllarda Iğdır, bugünkü gibi yemyeşil değildi. Yer yer bataklıkların, sazlıkların bulunduğu; sıtma hastalığı ile sivrisineğin yaygın olduğu bir yerdi.
Bugün Iğdır’da İrevan'dan, Güney Azerbaycan’dan, çevre il ve ilçelerden gelenlerle birlikte Iğdır’ın eski yerleşimcisi Türkler ve Kürtler yaşamaktadır. Bunun yanında, Bulgaristan göçmenleri 1937 yılında, Ahıska Türkleri ise 1993 yılında devlet tarafından getirilerek Iğdır’a yerleştirildi.
1937 yılında Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinden 400 hane, yaklaşık 1.800 nüfusluk soydaşımız Iğdır’a getirildi. Bulgar zulmüne maruz kalan kardeşlerimiz, geride 545 yıllık geçmişlerini, vatanlarını, evlerini ve barklarını bırakarak yaklaşık 1.750 kilometrelik zorlu yolu deniz, demiryolu, kağnı, yaya ve askerî kamyonlarla kat ettiler. Bu meşakkatli yolculuk 25 gün sürdü. Yanlarında mısır ve sebze tohumları ile et ve süt verimi yüksek büyükbaş hayvanlarını da getirdiler.
Devlet tarafından Melekli, Kars, Doğubayazıt ve Halfeli caddeleri üzerinde onlar için lojmanlar yapıldı. Villa görünümündeki bu kırmızı çatılı evler, yeni hayatlarının ilk yuvası oldu.
Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımız tarım, hayvancılık, marangozluk ve birçok zanaat dalında mahir insanlardı. Güreşte ve sporda başarılıydılar. Hıdırellez geleneğini yaşatarak Iğdır’ın kültürel zenginliğine renk kattılar. Çalışkanlıkları, uyumları ve üretkenlikleriyle kısa sürede yöre halkıyla kaynaştılar. Ancak Deliorman’ın serin ikliminden sonra Iğdır’ın sıcak havası, sivrisinekleri ve sıtma hastalığı nedeniyle ağır kayıplar verdiler. Daha sonra büyük bir bölümü Bursa başta olmak üzere batı illerine göç etti. Kalanlar ise Iğdır’ın kalkınmasına önemli katkılar sundu.
1944 ve 1989 yıllarında büyük zulüm ve sürgün yaşayan Ahıska Türklerinden 150 aile de 1993 yılında Iğdır’a yerleştirildi. Devlet tarafından yaptırılan konutlara yerleştirilen ailelerin önemli bir kısmı kamu kurumlarında istihdam edildi. Iğdır halkı onları kardeş bilerek bağrına bastı.
Ahıskalı kardeşlerimiz halıcılık, deri işleme ve birçok el sanatında mahir, çalışkan ve eğitimli insanlardı. Yaşadıkları bütün baskı ve sürgünlere rağmen kültürlerini, kimliklerini ve Türklük şuurunu korumayı başardılar. Zamanla onların da bir kısmı batı illerine göç etti. Ancak Iğdır’da kalanlar şehrin sosyal ve ekonomik hayatına önemli katkılar sağlamaya devam etmektedir.
Iğdır insanı, yaşadığı acılar nedeniyle göçü, ayrılığı ve yokluğu en iyi bilen insanlardandır. Bu yüzden zor durumda olan kardeşine el uzatmayı, acıyı paylaşmayı ve empati kurmayı bilir.
Bugün Iğdır’da çevre il ve ilçelerden, Bulgaristan’dan, İrevan Hanlığı'ndan ve Güney Azerbaycan’dan gelenlerle kadim Iğdır halkı adeta et ile tırnak gibi olmuştur. Ortak acılar, ortak emek ve ortak değerler etrafında birleşen bu insanlar, Iğdır’ın kültürüne, ekonomisine ve toplumsal hayatına büyük katkılar sunarak kardeşlik içinde yaşamaya devam etmektedir.
İşte Iğdır’ın en büyük zenginliği de budur. Farklı coğrafyalardan gelen insanların aynı vatan sevgisinde, aynı bayrak altında ve aynı kaderde buluşarak oluşturduğu bu ortak hafıza, gelecek nesillere bırakılacak en kıymetli mirastır.
Yorumlar
Kalan Karakter: