İslam tarihinin en acı hadiselerinden biri olan Kerbela Vakası, yalnızca bir siyasi çatışma ya da tarih kitaplarında yer alan bir olay değildir. Kerbela, hak ile batılın, adalet ile zulmün, vicdan ile menfaatin karşı karşıya geldiği insanlık tarihinin en büyük imtihanlarından biridir. Aradan yaklaşık on dört asır geçmiş olmasına rağmen, Kerbela'nın acısı hâlâ yüreklerde hissedilmekte, Hz. Hüseyin'in duruşu ise insanlığa ışık tutmaya devam etmektedir.
Hicri 61 yılında (Miladi 680), Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in sevgili torunu Hz. Hüseyin, Emevi halifesi Yezid'in meşruiyetini kabul etmeyerek ona biat etmeyi reddetmiştir. Bu reddediş, şahsi bir iktidar mücadelesinden ziyade, İslam'ın temel değerlerini koruma çabasının bir tezahürüydü. Çünkü Hz. Hüseyin, yönetimin adalet, ehliyet ve istişare esaslarından uzaklaşmasının ümmet için büyük tehlikeler doğuracağını görüyordu.

Kerbela'da yaşananlar, tarihin en hüzünlü sayfalarından birini oluşturur. Hz. Hüseyin ve beraberindeki aile fertleri ile sadık dostları günlerce susuz bırakılmış, kuşatma altına alınmış ve nihayet Muharrem ayının onuncu günü olan Aşure Günü'nde şehit edilmişlerdir. Peygamber torununun, çocukların ve masum insanların maruz kaldığı bu vahşet, yalnızca İslam dünyasının değil, bütün insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmıştır.
Ancak Kerbela'yı yalnızca bir matem olarak okumak eksik olur. Çünkü Hz. Hüseyin'in şehadeti aynı zamanda büyük bir dirilişin, ahlaki bir duruşun ve insan onurunun sembolüdür. O, sayısal üstünlüğün değil hakikatin yanında yer almayı tercih etmiştir. Sonucunu bildiği halde zulme boyun eğmemiş, inandığı değerlerden taviz vermemiştir. Bu yönüyle Hz. Hüseyin, sadece Müslümanlar için değil, adalet ve özgürlük mücadelesi veren bütün insanlar için evrensel bir örnek haline gelmiştir.
Kerbela'nın en önemli mesajlarından biri, zulüm karşısında sessiz kalmamanın gerekliliğidir. Tarih boyunca birçok toplum, haksızlıklar karşısında gösterdiği tavırla anılmıştır. Hz. Hüseyin'in mirası bize, bazen sayıca az olmanın veya güçsüz görünmenin haklı davadan vazgeçmek için bir gerekçe olmadığını öğretmektedir. Çünkü hakikat, gücünü kalabalıklardan değil, doğruluğundan alır.
Bugün Kerbela'yı anarken yalnızca gözyaşı dökmek değil, onun verdiği dersleri anlamak ve yaşamak da önemlidir. Adaletin, merhametin, insan onurunun ve hakkaniyetin savunulmadığı bir dünyada Kerbela'nın mesajı tam olarak anlaşılmış sayılmaz. Hz. Hüseyin'in şehadeti bize, makamların ve güçlerin geçici; doğruluğun, erdemin ve vicdanın ise kalıcı olduğunu hatırlatmaktadır.
Muharrem ayının hüznünü yaşadığımız bu günlerde Kerbela'yı bir kez daha hatırlıyor; Hz. Hüseyin'i, Ehl-i Beyt'i ve Kerbela şehitlerini rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz. Onların bıraktığı miras, yalnızca geçmişin değil, bugünün ve geleceğin de yol haritasıdır. Çünkü Kerbela'nın üzerinden asırlar geçse de adalet arayışı bitmemiştir; Hz. Hüseyin'in sesi ise hâlâ insanlığın vicdanında yankılanmaktadır:
"Zulme rıza göstermek de zulümdür."
İşte bu nedenle Kerbela, yalnızca bir tarih değil; insanlığın vicdanında yaşamaya devam eden ebedi bir hakikat ve adalet çağrısıdır.
Her yer Aşura, Her yer Kerbela, Aşure Bayram değil, Aşure matemdir.
Yorumlar
Kalan Karakter: