ŞEYTANIN BACAĞINI KIRAN SERHAT ŞEHRİ: IĞDIR

Yayınlanma: 07.01.2026 13:23 Güncelleme: 07.01.2026 15:15

Araştırmacı yazar Rufat Gürel yazdı... "ŞEYTANIN BACAĞINI KIRAN SERHAT ŞEHRİ: IĞDIR"

Anadolu’da “şeytanın bacağını kırmak” diye bir söz vardır. Bu söz, tam anlamıyla Iğdır’a yakışmaktadır. Bulunduğu coğrafyanın stratejik önemi sebebiyle tarih boyunca hâkimiyet mücadelelerinin yaşandığı bir geçiş bölgesi olan Iğdır; birçok kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Iğdır, en az beş bin yıllık geçmişe sahip kadim bir şehirken, yaşadığı iki büyük Ağrı Dağı depremiyle eski Iğdır şehrini kaybetmiştir. 1664 yılında bugünkü yerine göç edilerek yeni Iğdır kurulmuştur. 1840 ve 1962 depremleri, Aras Nehri’nin taşkınları, sıtma hastalığı ve sivrisinek belasından yılmayan Iğdırlılar; bataklık ve sazlık alanları aşarak yeşil Iğdır’ı yeniden inşa etmişlerdir. Iğdır’ın mensubu olduğu Batı Azerbaycan İrevan Hanlığı, 1828 yılında Çarlık Rusyası’nın işgaline uğramış; bu süreçte Iğdır halkı Ruslarla yapılan çetin savaşlarda büyük kayıplar vermiştir. Iğdır, 89 yıl Rus işgali ve 3 yıl Ermeni mezalimi olmak üzere toplam 92 yıl boyunca dar bir havzada, soydaşlarıyla irtibatı kopmuş şekilde tecrit hayatı yaşamıştır. Özellikle 1918–1920 yılları arasında Iğdır, büyük Ermeni mezalimlerine sahne olmuş; halkı “Kaç ha kaç” diyerek yurtlarından koparılıp mülteci durumuna düşürülmüştür. Iğdır, Misak-ı Millî sınırları içinde olmamasına rağmen; Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesi, Şark Kahramanı Kazım Karabekir Paşa’nın komutanlığı, kahraman Mehmetçik ve fedakâr halk milisleri sayesinde 14 Kasım 1920’de Ermeni işgalinden kurtarılmıştır. Iğdır, Batı Azerbaycan İrevan Hanlığı’ndan elimizde kalan tek vatan toprağıdır. Tarih boyunca nahiye ve ilçe merkezi olarak Doğubeyazıt, Ağrı ve Kars’a bağlanan Iğdır, nihayet 1992 yılında Kars’tan ayrılarak müstakil il olmuştur. Üç devlete sınırı kapalı, güneyinde geçit vermez Ağrı Dağı; kuzeyinde Aras Nehri bulunan Iğdır, büyük şehir ve pazarlara uzaklığı nedeniyle uzun yıllar kapalı bir Anadolu kasabası olarak kalmıştır. 1926–1930 Ağrı İsyanı’nın sıkıntılarını yaşayan şehir, yaklaşık 70 yıl komşu illerin gölgesinde varlığını sürdürmüştür. Ancak artık Iğdır’da güzel şeyler olmaktadır. Iğdır il olmuş; Dilucu Sınır Kapısı açılmış, üniversitesi ve havaalanı hizmete girmiştir. 400 yataklı devlet hastanesi ile yeni adliye binasının yapımı devam etmektedir. Iğdır Şehit Bülent Aydın Havalimanı, uluslararası giriş-çıkışlara açık daimi hava hudut kapısı ilan edilmiştir. Türkiye–Ermenistan Alican Sınır Kapısı’nın açılması için görüşmeler sürerken; 6,3 milyar liralık yatırımla 676 bin 420 dekar araziyi sulayacak, yılda 405 milyon lira ekonomik katkı sağlayacak Tuzluca Barajı’nın temeli atılmıştır. Bu proje, Iğdır Ovası’nın atıl durumdaki verimli topraklarının yüzde 41’ini ekonomiye kazandıracaktır. Türkiye’nin en stratejik demiryolu projelerinden biri olan Kars–Iğdır–Karakoyunlu–Aralık–Nahçıvan Demiryolu çalışmaları devam etmektedir. Zengezur Koridoru’nun açılmasıyla Çin’den Avrupa’ya uzanan en kısa ve güvenilir kara ve demiryolu hattı Iğdır’dan geçecektir. Iğdır Üniversitesi’ne, şehri yakından tanıyan, çalışkan ve başarılı bir bilim insanı; Iğdır’ın bağrından çıkmış öz evladı Prof. Dr. Ekrem Gürel’in atanması da önemli bir kazanımdır. Tuzluca’da yapılan tarihi bir keşifle, 20–24 milyon yıl önce yaşamış dev bir gergedan fosili bulunmuştur. Bu keşif, Iğdır’ın bilimsel mirasına güçlü bir katkı sunarken, bölgenin doğa tarihini de yeniden gündeme taşımıştır. Iğdır; Türkiye’nin en yüksek zirvesi olan dünyaca ünlü Ağrı Dağı Millî Parkı’na, Ağrı Dağı’nın bağrından çıkan Karasu’ya ve cennetten çıktığına inanılan Aras Nehri’ne ev sahipliği yapmaktadır. Tuzluca’nın serin yaylaları, Testere Vadisi, Tekelti Dağı, Tuz Mağaraları, Tuz Terapi Merkezi, Gökkuşağı Tepeleri, Üçkaya Gölü; al elması, eveliği, balı ve ceviziyle adeta bir tabiat cennetidir. Iğdır; yöresel mutfağı, geleneksel yemekleri, kaysısı, şeftalisi, üzümü, kavunu, karpuzu ve sayısız meyve-sebzesiyle bölgenin ikinci Çukurova’sıdır. Iğdır Kervansarayı, Iğdır Kalesi, Karakale Harabeleri, Aslanlı Kule, Taş Bina, Iğdır Soykırım Anıtı ve Müzesi, Karakoyunlu Kalesi, koç başlı mezar taşları, İrem Bağları, Süreyya Çeşmesi, Ahura Buzulu, Cehennem Vadisi, Melekli Kültepe, Nuh’un Gemisi, Korhan Yaylası ve Kalesi, Kara Kilise, açık hava müzeleri ve Pamuk Dağı Kayak Merkezi, şehrin tarihî ve kültürel zenginliğini gözler önüne sermektedir. Güneşin ülkemize ilk doğduğu yer olarak bilinen Iğdır; “Güneşin Doğduğu Kent”, “Nuh’un Arka Bahçesi”, “Festivaller Şehri”, “Tarihin Tanığı”, “Doğunun Çukurovası”, “Sürmeli Vadisi” ve “Kafkasya’nın Merkezi” gibi pek çok isimle anılmaktadır. Sahip olduğu potansiyel, üç devlete sınır konumu ve Asya’ya açılan en kısa ve güvenli kara-demiryolu hatlarıyla; sınır kapıları ve demiryolu projeleri tamamlandığında Iğdır, yalnızca Türkiye’nin değil, bölgenin ve dünyanın sayılı turizm, ticaret ve lojistik merkezlerinden biri olacaktır. Iğdır; güneşin ilk doğduğu, geleceği parlak, yıldızı her geçen gün daha da parlayan müstesna bir serhat şehridir. İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: Iğdır Esnafının Dikkatine! Kredi Kullanmak İsteyenler İçin O Şart Artık Zorunlu Oldu!

Devamını Okumak İçin Tıklayınız
#Iğdır #İrem Bağları #Doğunun Çukurovası