Bizim neslimiz, utanmanın bir zayıflık değil, insanı insan yapan en büyük erdemlerden biri olduğunu öğrenerek büyüdü.
Bize göre mahcubiyet, karakterin eksikliği değil, vicdanın varlığıydı. İnsan hata yapabilirdi; önemli olan hatasında ısrar etmek değil, yanlışını fark ettiğinde yüzünün kızarabilmesiydi.
Çünkü utanmak, insanın kendi vicdanıyla yaptığı sessiz bir muhasebedir.
Eskiden insanlar, kanunlardan önce vicdanlarından çekinirdi. Bir büyüğün bakışı, bir komşunun sözü, bir çocuğun gözündeki hayal kırıklığı bile insanı yaptığı yanlıştan döndürmeye yeterdi. Ayıp, sadece toplumun koyduğu bir sınır değil, insanın kendi içinde taşıdığı görünmez bir teraziydi.
Bugün ise zaman değişti.
Artık birçok insan yanlış yapmaktan değil, yanlışının ortaya çıkmasından korkuyor. Hata yapmak değil, yakalanmak ayıp sayılıyor. Bu yüzden de "özür dilemek" yerine "haklı çıkmak", "yanlışı düzeltmek" yerine "yanlışı savunmak" daha yaygın hale geliyor.
Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu para değil, utanma duygusunun eksilmesidir.
Çünkü utanma duygusu kaybolduğunda insanın içindeki son bekçi de görevini bırakır. Vicdan sustuğunda ise en güzel kanunlar bile eksik kalır.
Eskiler buna "ar damarı çatlamış" derdi.
Bu ağır bir sözdür. Çünkü ar damarı çatlayan insan, yaptığı yanlışı yanlış olarak görmek yerine onu savunmaya, hatta bazen alkışlanacak bir davranış gibi göstermeye çalışır. Oysa yanlışın çok kişi tarafından yapılması, onu doğru yapmaz.
Bugün öyle bir çağın içindeyiz ki; herkesin her şeyi gördüğü ama çok az şeyden utandığı bir dünya kuruluyor.
Şöhret uğruna mahremiyet, kazanç uğruna dürüstlük, çıkar uğruna sadakat ve gösteriş uğruna tevazu feda edilebiliyor.
Oysa medeniyet yalnızca yollar, köprüler ve yüksek binalar yapmak değildir.
Gerçek medeniyet; insanın hâlâ haksızlık karşısında rahatsız olabilmesi, yalan söylediğinde gözlerini kaçırabilmesi ve yanlış yaptığında özür dileyebilmesidir.
Çünkü yüzü kızarmayan toplumların zamanla vicdanı da susar.
Bizim neslimiz, büyüklüğü başkasını ezmekte değil, gerektiğinde başını eğebilmekte gördü.
Bize göre asalet, güç gösterisinde değil; edepte, merhamette ve mahcubiyette saklıydı.
Belki dünya değişti.
Belki zaman başka bir yöne akıyor.
Ama insanı insan yapan bazı değerler vardır ki, onlar çağlara göre değişmez.
Utanmak da işte o değerlerden biridir.
Ve inanıyorum ki, insanlığın geleceğini kurtaracak olan teknoloji değil, yeniden hatırlanacak olan vicdandır.
Çünkü utanma duygusunu kaybeden insan her şeyi kazanabilir; fakat sonunda kendisini kaybeder.
Yorumlar
Kalan Karakter: