Denizli’de yedi buçuk aylık bir bebek…
Annesinin sevgilisi tarafından darp ediliyor.
Bir başka yerde bir tilkiye taş atılıyor, videoya çekilip dalga geçiliyor.
Kadına şiddeti saysak günler yetmez.
Hayvana şiddeti saysak uykular kaçar.
Ve insan ister istemez soruyor:
Biz hangi ara bu kadar duyarsız, bu kadar acımasız olduk?
Şiddetin adresi değişmiyor aslında.
Sadece mağdurun yaşı, dili, türü değişiyor.
Gücünün yettiğine vuruyor insan.
Çocuğa, kadına, hayvana…
Benim çocukluğum Iğdır’da geçti.
Babaannem akşamüstü olurken hep aynı cümleyi kurardı:
“Hayvanlar aç kalmasın, eve çabuk gidelim.”
Bir cümle…
Ama içinde merhamet vardı, sorumluluk vardı, emanet bilinci vardı.
Bugün ise çocuk “emanet” olmaktan çıktı.
Bir anne evladının tırnağına taş değmesin diye ölümü göze alırken,
bir başkası çocuğunu kim olduğunu bilmediği birine bırakıp gidiyor.
Nikâhlı olsa bile…
Televizyonlarda, sosyal medyada her şey normalleştirildi.
Ahlaksızlık “özgürlük”, arsızlık “aşk” diye sunuldu.
Oysa aşk temizdir.
Kirli olan, onu kullanan zihniyettir.
Eskiden arkadaşının sevgilisine bakmak bile ayıptı.
Bugün başkasının eşine göz dikmek marifet gibi anlatılıyor.
Eskiden kocasını kıskanan kadın sevilen kadındı.
Şimdi kıskanmayan “modern” sayılıyor,
hatta kimi erkekler eşini alkış için teşhire zorluyor.
Biz ne ara bu kadar şaşırdık?
Bu toplum örfüyle, adetiyle, edebiyle ayakta dururdu.
İlim ve eğitim öncelikti ama merhamet onun önündeydi.
Şimdi bilgi var, teknoloji var, hız var…
Ama vicdan eksik.
Sorun kanunlarda değil sadece.
Sorun kalplerde.
Ve yine soruyorum:
Ne zaman toparlanacağız?
Ne zaman bu uykudan uyanacağız?
Belki de cevap çok basit:
İyiler susmayı bıraktığında…
Merhameti “eski” diye küçümsemediğimizde…
Çocuğu, kadını, hayvanı yeniden “emanet” bildiğimizde…
Toplum o zaman iyileşir.
Yorumlar
Kalan Karakter: