Suriye, artık yalnızca bir iç savaşın adı değil; küresel siyasetin, bölgesel çıkarların ve insani trajedilerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir dosya hâline gelmiştir. Dünya basını ve uluslararası liderlerin son dönemdeki açıklamaları, bu gerçeği bir kez daha teyit ediyor: Suriye dosyası kapanmadı, sadece biçim değiştirdi.
Dünya Basını Ne Diyor?
Uluslararası haber ajansları ve saygın gazeteler, Suriye’yi son aylarda üç ana başlık altında ele alıyor: güvenlik, siyasi geçiş ve insani kriz.
Bir yandan Suriye merkezi yönetiminin, uzun süredir farklı grupların kontrolünde olan bölgelerde yeniden hâkimiyet kurma çabaları ön plana çıkıyor. Kürt güçleriyle yapılan anlaşmalar, çekilmeler ve yer yer yaşanan çatışmalar, sahadaki dengenin hâlâ ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Özellikle IŞİD mensuplarının tutulduğu cezaevlerinden yaşanan firarlar, dünya basınında “tehdit tamamen sona ermedi” vurgusuyla yer buluyor.
Diğer yandan medya, Suriye’yi bir normalleşme sürecine girmiş ama henüz istikrara ulaşamamış bir ülke olarak tanımlıyor. Avrupa Birliği’nin yaptırımları gevşetmesi, bazı Arap ülkelerinin Şam ile diplomatik ilişkileri yeniden canlandırması, bu normalleşme arayışının diplomatik yansımaları olarak sunuluyor. Ancak aynı haberlerde şu soru hep canlı tutuluyor: Bu normalleşme, Suriye halkının hayatına ne kadar dokunuyor?
Liderlerin ve Devletlerin Yaklaşımı
Dünya liderlerinin açıklamalarında ortak bir dil dikkat çekiyor: “Toprak bütünlüğü, istikrar ve diyalog.”
Birleşmiş Milletler, Suriye için “tarihi bir fırsat penceresi”nden söz ederken, bu fırsatın ancak kapsayıcı bir siyasi süreçle anlam kazanacağını vurguluyor. Türkiye, sınır güvenliği, terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü başlıklarını öne çıkarıyor. Körfez ülkeleri ve Arap dünyasının bir kısmı ise Suriye’nin yeniden inşası ve bölgesel sisteme dönüşüne odaklanıyor.
Batılı aktörler, özellikle ABD ve Avrupa ülkeleri, güvenlik dosyasında temkinli; IŞİD tehdidini hatırlatırken, siyasi reformlar olmadan tam bir normalleşmenin zor olduğunu dile getiriyorlar. Kısacası, herkes Suriye ile konuşuyor; ama herkes Suriye’den aynı şeyi beklemiyor.
Görünen Tablo
Bütün bu haber ve açıklamalar harmanlandığında ortaya çıkan tablo şudur:
Suriye’de askeri çatışmalar azalmış olabilir, fakat güvenlik tamamen sağlanmış değildir.
Diplomatik kapılar aralanmıştır; ancak toplumsal barış henüz inşa edilmemiştir.
Devletler yeniden Suriye ile temas kurarken, Suriye halkı hâlâ yoksulluk, göç ve belirsizlikle yaşamaktadır.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Bizim Sözümüz
Bizce Suriye meselesi, sadece sınırlar, rejimler ya da diplomatik masalar üzerinden okunamaz. Suriye; yıkılmış evlerin, kaybolmuş çocukların, sürgünde yaşlanan annelerin adıdır aynı zamanda. Dünya basını güç dengelerini, liderler stratejik çıkarları konuşurken, asıl soru şudur: Bu süreç Suriyelilerin onurlu bir hayat kurmasına imkân verecek mi?
Gerçek barış; silahların susması kadar, adaletin konuşulmasıyla mümkündür. Suriye’nin geleceği, yalnızca başkentlerde çizilen planlara değil, Şam’dan Halep’e, Dera’dan Kamışlı’ya kadar insanların yeniden birbirine güvenip güvenemeyeceğine bağlıdır.
Bir derviş gönlüyle bakacak olursak: Toprak kazanılabilir, masalar kurulabilir; ama kırılan kalpler onarılmadan hiçbir normalleşme tamamlanmış sayılmaz.
Suriye’nin ihtiyacı olan şey, sadece siyasi denge değil; insanı merkeze alan bir vicdan dengesidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: