Bir toplum düşünün…
Bir zamanlar ilmin kandilini yakmış, karanlık çağlara ışık tutmuş…
Matematiği konuşturmuş, gökleri anlamaya çalışmış, insanı çözmeye niyet etmiş…
Ve sonra aynı toplum, yüzyıllar sonra kendisine sunulanı sorgulamadan tüketen bir kalabalığa dönüşmüş.
İşte bugün Müslüman dünyanın yaşadığı en büyük trajedi tam da budur.
Merhum Hasan Onat’ın dikkat çektiği gibi mesele basit bir geri kalmışlık meselesi değildir. Bu, çok daha derin, çok daha sarsıcı bir kırılmadır: Üretimden kopuş, düşünceden uzaklaşma ve medeniyet iddiasını yitirme meselesi…
Çünkü medeniyet dediğimiz şey; sadece geçmişte yazılmış büyük kitaplar, yapılmış görkemli eserler değildir. Medeniyet, her çağda yeniden üretilmesi gereken bir iddiadır. Eğer o iddiayı kaybederseniz, geriye sadece hatıralar kalır.
Bugün İslam coğrafyasının önemli bir kısmı, ne yazık ki bu hatıraların gölgesinde yaşamaktadır.
Bilgi üretmeyen, teknoloji geliştirmeyen, bilimi yönlendirmeyen bir dünyanın; başkalarının ürettiğini tüketmekten başka bir seçeneği kalmaz.
Ve işte tam burada tehlikeli bir döngü başlar.
Üretmeyen toplum tüketir.
Tüketen toplum bağımlı hâle gelir.
Bağımlı toplum ise zamanla kendi içinde çözülür.
Çünkü tüketim sadece ekonomik bir faaliyet değildir; aynı zamanda zihinsel bir teslimiyettir. Sürekli tüketen birey, zamanla düşünmeyi de bırakır. Sorgulamayan, üretmeyen, sadece talep eden bir kalabalık oluşur. Ve bu kalabalık, enerjisini üretime değil; çoğu zaman birbirini yıpratmaya harcar.
Bugün sosyal hayatta gördüğümüz gerilimler, kutuplaşmalar ve anlamsız tartışmaların önemli bir kısmı da buradan beslenmektedir. Üretemeyen toplumlar, enerjilerini çoğu zaman tüketim rekabetine ve iç çatışmalara yönlendirir.
Oysa bu coğrafyanın hafızasında bambaşka bir miras vardır.
İlk emri “Oku” olan bir inancın mensuplarıyız biz.
Aklı, bilgiyi ve hikmeti merkeze alan bir geleneğin çocuklarıyız.
Sorun şu ki; bu mirası taşımak yerine sadece anlatıyoruz.
Geçmişle övünmek kolaydır.
Ama o geçmişin sorumluluğunu taşımak zordur.
Bugün yeniden ayağa kalkmak istiyorsak, önce gerçekle yüzleşmek zorundayız:
Bilimden uzaklaştık.
Düşünceden koptuk.
Üretimi ihmal ettik.
Ve en önemlisi, tüketimi bir yaşam biçimi hâline getirdik.
Çözüm ise ne hamasi söylemlerde ne de nostaljik övgülerdedir.
Çözüm; eğitimde, bilimde, ahlakta ve üretimde ısrar etmektedir.
Yeniden okumak…
Yeniden düşünmek…
Yeniden üretmek…
Çünkü medeniyet, miras olarak devralınmaz.
Medeniyet, her nesil tarafından yeniden inşa edilir.
Aksi hâlde…
Birileri üretir,
Birileri yönetir,
Ve biz sadece tüketiriz.
Sonra da buna kader deriz.
Oysa bu bir kader değil…
Tercih edilmemiş bir sorumluluğun bedelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: