Ortadoğu ve yakın çevremiz söz konusu olduğunda, hiçbir ülkenin iç gelişmeleri yalnızca kendisini ilgilendirmez. Hele ki bu ülke, binlerce yıllık ortak bir tarihimizin, uzun bir sınır hattımızın ve derin toplumsal bağlarımızın bulunduğu İran ise… Bugün İran’da yaşanan huzursuzluklar, sadece Tahran’ın ya da bölge siyasetinin meselesi değildir; doğrudan ya da dolaylı biçimde Türkiye’yi de ilgilendiren bir konudur.
Komşuda Olan Bize De Dokunur
İran, Türkiye’nin doğu komşusu olmanın ötesinde; ticaret yolları, enerji hatları, güvenlik dengeleri ve toplumsal ilişkiler bakımından yakın bir ülkedir. Komşu coğrafyalardaki istikrarsızlıkların sınır tanımadığı, son yıllarda acı tecrübelerle sabitlenmiştir. Göç hareketleri, ekonomik dalgalanmalar ve güvenlik riskleri, eninde sonunda komşu ülkelere de sirayet eder.
Bu nedenle İran’daki gelişmelere bakarken, meseleyi ne uzak bir seyirci soğukkanlılığıyla ne de aceleci yargılarla ele almak mümkündür. Sağduyu, temkin ve sorumluluk bu noktada temel ölçü olmalıdır.
Dünyanın Bakışı: Endişe ve Hesap
Dünya basını ve bazı küresel aktörler, İran’daki huzursuzluğu çoğunlukla jeopolitik rekabet, nükleer dosya ve bölgesel güç dengeleri çerçevesinde ele almaktadır. ABD ve bazı Batılı ülkelerin açıklamalarında, insan hakları vurgusuyla birlikte İran’ın bölgesel politikalarına yönelik eleştiriler öne çıkmaktadır. Buna karşılık İran yönetimi ise dış müdahale iddialarını ve ulusal egemenlik söylemini ön plana çıkarmaktadır.
Bu karşılıklı söylemler, İran’daki toplumsal meselelerin zaman zaman küresel güç mücadelesinin bir parçası gibi algılanmasına yol açmaktadır. Oysa sokaktaki insan için mesele, çoğu zaman geçim derdi, özgürlük talebi ve daha adil bir yaşam arayışıdır.
İran’daki Türkler: Sessiz ama Derin Bir Gerçeklik
Göz ardı edilmemesi gereken önemli bir gerçek de İran’da yaşayan 35–40 milyon civarındaki Türk nüfusudur. Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere, İran Türkleri bu coğrafyanın kadim unsurlarındandır. Bu topluluk, tarih boyunca İran’ın siyasi, kültürel ve ekonomik hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Bugün İran’daki huzursuzluklar konuşulurken, bu büyük nüfusun beklentilerinin, hassasiyetlerinin ve günlük hayatının da dikkatle ele alınması gerekir. Bu, etnik bir ayrışma çağrısı değil; aksine toplumsal barışın korunması açısından bir gerçeklik tespitidir.
Türkiye’nin Duruşu: Dengeli ve İtidalli
Türkiye açısından İran meselesi, ne iç işlerine müdahale ne de gelişmeleri görmezden gelme lüksüyle ele alınabilir. Ankara’nın bugüne kadar benimsediği dengeli, diyalogdan yana ve bölgesel istikrarı önceleyen yaklaşım, bu süreçte de en makul yol olarak görünmektedir.
Zira komşuluk hukuku, sadece sınır güvenliği değil; karşılıklı saygı, iç barışın korunması ve bölgesel yangınların büyümemesine katkı sunmayı da kapsar.
Son Söz: Sağduyuya Her Zamankinden Fazla İhtiyaç Var
İran’da yaşanan huzursuzluklar, basit sloganlarla ya da tek taraflı okumalarla anlaşılabilecek bir tablo değildir. Ne her itiraz dış müdahalenin ürünüdür ne de her güvenlik refleksi halkın taleplerini bütünüyle yok sayar.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; tansiyonu yükselten dilden uzak, bölge halklarının acı tecrübelerini dikkate alan ve komşuluk ilişkilerini zedelemeyen bir sağduyudur.
Birlikte yaşamanın, farklılıklarla ayakta kalmanın mümkün olduğunu hatırlamak zorundayız. Çünkü komşudaki yangın, rüzgâr sert estiğinde sınırı kolayca aşar. Bunu önlemenin yolu, suçlamak değil; anlamaya çalışmak, körüklemek değil; sükûneti çoğaltmaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: