“Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez.”
Azerbaycan Türk tarihinin en müstesna simalarından biri olan Mehmet Emin Resulzade, yalnızca bir devlet kurucusu değil; aynı zamanda modern Türk siyasal düşüncesinin Kafkasya’daki en güçlü temsilcilerinden biridir. Onun adı, XX. yüzyıl başlarında Türk ve Müslüman halkların esaretle istiklal, imparatorlukla cumhuriyet arasında sıkıştığı bir tarih kesitinde, hürriyetin siyasal bir iradeye dönüşmesinin adı olarak okunmalıdır.
Bir Fikir Adamı Olarak Resulzade
1884 yılında Bakü yakınlarında dünyaya gelen Resulzade, genç yaşta Çarlık Rusyası’nın baskıcı siyasal iklimiyle tanıştı. Bu erken yüzleşme, onu yalnızca bir muhalif değil; düşüncesini örgütleyen, yazıyla ve siyasetle tahkim eden bir fikir adamına dönüştürdü. Gaspıralı İsmail Bey’in “dilde, fikirde, işte birlik” ülküsü, Resulzade’nin zihninde millî kimlik ile modern siyasal örgütlenme arasında bir köprü kurdu.
Onun milliyetçiliği romantik bir etnisizmden ziyade, halk egemenliğine dayalı, cumhuriyetçi ve hukuk merkezli bir anlayıştı. Bu yönüyle Resulzade, dönemin birçok milliyetçi figüründen ayrılır; millî bağımsızlığı, bireysel hürriyet ve siyasal katılım ilkeleriyle birlikte düşünür.
1918: Bir Cumhuriyetin Doğuşu
28 Mayıs 1918’de ilan edilen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, İslam dünyasında kurulan ilk parlamenter cumhuriyet olma özelliğini taşır. Bu tarihsel eşik, Resulzade’nin liderliğinde yalnızca bir devletin değil, bir siyasal modelin doğuşudur. Çok partili yapı, kadınlara seçme ve seçilme hakkı, hukukun üstünlüğü vurgusu; genç cumhuriyetin kısa ömrüne rağmen derin bir iz bırakmasını sağlamıştır.
Resulzade’nin meşhur sözü — “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez” — romantik bir slogan değil, tarihsel sürekliliğe olan inancın ifadesidir. Nitekim 1920’de Sovyet işgaliyle fiilen sona eren cumhuriyet, 1991’de yeniden kurulan bağımsız Azerbaycan Devleti’nde fikrî olarak yaşamaya devam etmiştir.
Sürgün, Yalnızlık ve Fikre Sadakat
Resulzade’nin hayatının önemli bir bölümü sürgünlerde geçmiştir. Türkiye, Polonya, Almanya ve Romanya’da geçen bu yıllar, onun siyasal mücadelesinden vazgeçtiği değil; aksine mücadelesini kalemle ve hafızayla sürdürdüğü bir dönemdir. O, iktidar imkanlarından mahrum kaldığında bile fikrinden vazgeçmeyen nadir siyasal önderlerdendir.
Türkiye’deki yıllarında Türkçülük düşüncesine, Kafkasya tarihine ve Azerbaycan meselesine dair kaleme aldığı eserler, bugün hâlâ temel başvuru kaynakları arasındadır. Resulzade, ne sürgünde bir nostaljiye sığındı ne de mağlubiyeti kabullenen bir siyasal suskunluğa çekildi.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Bir Miras Olarak Resulzade
Mehmet Emin Resulzade’yi anlamak, yalnızca Azerbaycan tarihini değil; Türk dünyasında cumhuriyet fikrinin nasıl filizlendiğini anlamaktır. O, devlet kurmuş ama devlete indirgenemeyecek kadar derin bir düşünsel miras bırakmıştır. Bugün Azerbaycan bayrağı Bakü semalarında dalgalanıyorsa, bu yalnızca bir jeopolitik sonucun değil, bir fikrî ısrarın neticesidir.
Doğum gününde Resulzade’yi rahmetle anarken, onu bir “geçmiş figür” olarak değil; hürriyet, hukuk ve cumhuriyet fikrinin yaşayan bir referansı olarak hatırlamak gerekir.
Çünkü bazı insanlar ölmez;
sadece tarihe karışır, bayrağa dönüşür.

Yorumlar
Kalan Karakter: