9. yüzyıl İslam dünyası, yalnızca siyasî genişleme dönemi değil; aynı zamanda merkezî otorite ile çevre bölgeler arasındaki gerilimlerin yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu bağlamda Babək Xürrəmi, Azerbaycan coğrafyasında ortaya çıkan en dikkat çekici figürlerden biridir.
816 yılında başlayan ve yaklaşık yirmi iki yıl süren hareketi, dönemin en güçlü siyasî yapılarından biri olan Abbasi Halifeliği’ne karşı yürütülmüştür. Babek’in liderliğini yaptığı Hürremî hareketi, yalnızca askerî bir başkaldırı değil; sosyo-ekonomik ve kültürel boyutları bulunan bir direniş niteliği taşımaktadır.
Merkez-Çevre Gerilimi
Abbasi yönetimi, geniş coğrafyayı merkezden kontrol etme siyaseti güderken özellikle Azerbaycan ve İran havzasında yerel unsurlar üzerinde ağır vergi politikaları ve idarî baskı uygulamıştır. Bu durum, yerel halk arasında tepkilere yol açmış; Babek’in hareketi bu zeminde güç kazanmıştır.
Akademik literatürde Hürremîlik; İranî kökenli, heterodoks ve eşitlikçi eğilimler taşıyan bir akım olarak değerlendirilir. Zenginliğin yeniden dağıtımı, sosyal adalet ve yerel kimliğin korunması gibi unsurlar, hareketin ideolojik çerçevesini oluşturmuştur.
Millî Hafızada Babek
Babek’in tarihsel rolü, yalnızca bir mezhep hareketinin lideri olmakla sınırlı değildir. Özellikle Azerbaycan tarih yazımında, o; merkezî Arap yönetimine karşı bölgesel kimliğin ve yerel iradenin savunucusu olarak kabul edilir. Bu nedenle Azerbaycan’da ulusal direniş sembolü hâline gelmiştir.
838 yılında, Halife el-Mu'tasım döneminde yakalanarak Samarra’da idam edilmesi, Abbasi otoritesinin sertliğini göstermektedir. Ancak tarihsel gerçeklik şudur ki; Babek’in yirmi yılı aşan askerî direnişi, dönemin en güçlü ordularından birini uzun süre meşgul etmiş ve ciddi kayıplar verdirmiştir.
Tarihî Değerlendirme
Babek’i anlamak için onu ne romantik bir efsane figürüne dönüştürmek ne de salt “asi” kategorisine hapsetmek gerekir. O, 9. yüzyılın siyasî, mezhebî ve ekonomik kriz ortamında ortaya çıkan bir bölgesel güç lideridir. Ancak şu da bir gerçektir ki; uzun süreli direnişi, Azerbaycan coğrafyasında kimlik bilincinin tarihsel hafızasında kalıcı bir yer edinmiştir.
Bugün Babek’in adı, bir isyandan ziyade bir direnişin sembolü olarak anılıyorsa; bu, tarihsel olayların yalnızca merkezî bakışla değil, yerel perspektifle de okunması gerektiğini göstermektedir.
Günümüze Düşen Pay
Tarih, yalnızca geçmişin kaydı değildir; bugünün kimlik inşasında referans kaynağıdır. Babək Xürrəmi’in mücadelesi, 9. yüzyıldaki merkez-çevre geriliminin bir sonucu olsa da, günümüzde bölgesel kimlik, siyasal egemenlik ve kültürel aidiyet tartışmalarında yeniden hatırlanmaktadır.
Modern ulus-devlet çağında egemenlik kavramı hukukî bir çerçeveye oturmuş olsa da, tarihî hafıza toplumların direnç refleksini şekillendirmeye devam eder. Babek’in yirmi yılı aşan direnişi, askerî başarıdan çok bir “irade” göstergesi olarak okunmalıdır. Çünkü tarih bize şunu öğretir: Siyasal güç geçici olabilir; fakat kolektif hafızada yer eden direniş sembolleri kalıcıdır.
Bugün Azerbaycan’da Babek’in bir ulusal figür olarak anılması, geçmişle kurulan bilinçli bir bağdır. Bu bağ; emperyal tahakküme karşı duruş, yerel kimliğin korunması ve siyasî bağımsızlık idealinin tarihsel sürekliliğini simgeler.
Dolayısıyla Babek’i anlamak, yalnızca 9. yüzyıl Abbasi siyasetini analiz etmek değil; aynı zamanda bir toplumun kendi tarihini nasıl yorumladığını ve bu yorum üzerinden nasıl bir gelecek tasavvuru kurduğunu anlamaktır.
Tarihî şahsiyetler, dönemlerinin ürünüdür;
ancak millet hafızasında birer sembole dönüşürler.
Babek de bu sembollerden biridir.
Yorumlar
Kalan Karakter: