Son günlerde bazı yazılar vesilesiyle yeniden gündeme gelen “varoşların ülkücüleri” tartışması, aslında yalnızca bir kelime tartışması değildir. Bu mesele, Türkiye’de uzun zamandır devam eden halk, kültür ve milliyetçilik ilişkisi üzerine daha derin bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Zaman zaman siyaset dilinde ya da toplumsal tartışmalarda kullanılan “varoş” kavramı üzerinden, milliyetçi hareketin kültürel seviyesi hakkında sert eleştiriler yapılmaktadır. Oysa meseleye biraz daha geniş bir perspektiften bakmak gerekir.
“Varoş” kelimesi şehirlerin kenar mahallelerini ifade eder. Ancak Türkiye’de bu kelime çoğu zaman yalnızca bir mekânı değil, aynı zamanda sosyolojik bir küçümseme biçimini de ifade eder. Anadolu’dan büyük şehirlere göç eden ve şehirlerin çeperlerinde hayat kuran milyonlarca insan, aslında bu ülkenin emeğini, mücadelesini ve toplumsal dönüşümünü temsil eder.
Türk kültürü yalnızca şehir merkezlerinde doğmamıştır. Türk kültürü; bozkırdan köye, köyden kasabaya, kasabadan şehre taşınarak büyümüştür. Bu kültürün mayasında halkın dili, emeği ve hayat tecrübesi vardır.
Elbette Türk düşünce hayatının büyük isimleri vardır.
Zeki Velidi Togan,
Yusuf Akçura,
Nihal Atsız gibi fikir adamları Türk milliyetçiliğinin düşünsel temelini oluşturan önemli şahsiyetlerdir. Bu isimler, Türk düşünce tarihinin sağlam sütunlarıdır.
Ancak bir millet yalnızca fikir adamlarıyla değil, halkın duyguları ve yaşam tecrübesiyle de var olur. Halkın söylediği türkü, yaşadığı sevinç ve keder, şehirleşme sürecinde ortaya çıkan yeni kültür biçimleri de toplumun bir parçasıdır.
Burada asıl mesele şudur: Halkın kültürünü küçümsemek mi gerekir, yoksa onu daha ileri bir seviyeye taşımak mı?
Türk milliyetçiliğinin özü, halktan kopuk bir elitizm değildir. Tam tersine, halkın içinden doğmuş bir kültür ve düşünce hareketidir. Çünkü Türk milleti yalnızca belirli bir sınıfın değil; köylüsüyle, işçisiyle, esnafıyla, öğrencisiyle büyük bir kültür bütününün adıdır.
Bugün yapılması gereken şey; geçmişin fikir mirasını korurken halkın kültürünü de küçümsememektir. Asıl hedef, kültürü derinleştirmek ve yükseltmektir.
Çünkü bir milleti güçlü kılan şey, kendi insanına yukarıdan bakması değil; kendi insanını anlayıp onun potansiyelini ortaya çıkarmasıdır.
Türk kültürü; akıl ile gönlün, düşünce ile halkın birleştiği yerde büyür.
Yorumlar
Kalan Karakter: