<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Iğdır Haber | Iğdır&#039;ın Tarafsız ve Hızlı Haber Platformu - Sağlık</title>
        <description>Iğdır Haber, şehrin nabzını tutan güncel haber portalıdır. Iğdır son dakika, siyaset, spor ve yerel gündeme dair her şey en hızlı haliyle burada</description>
        <link>https://www.igdirhaber.net</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 23:42:30 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Verem Araştırmalarında Dünya Sıralamasında</title>
                                    <description>Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Çoban, verem hastalığına neden olan Mycobacterium tuberculosis bakterisi üzerine yürüttüğü bilimsel çalışmalarla uluslararası akademik etki sıralamasında önemli bir başarıya imza attı. Bilimsel yayınları ve atıfları değerlendiren ScholarGPS tarafından yapılan sıralamada Çoban, yaşam boyu etki kategorisinde dünya genelinde 104’üncü, son 5 yıllık çalışmaların değerlendirildiği kategoride ise 87’nci sırada yer aldı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Çoban, verem hastalığına neden olan Mycobacterium tuberculosis bakterisi üzerine yürüttüğü bilimsel çalışmalarla uluslararası akademik etki sıralamasında önemli bir başarıya imza attı. Bilimsel yayınları ve atıfları değerlendiren ScholarGPS tarafından yapılan sıralamada Çoban, yaşam boyu etki kategorisinde dünya genelinde 104’üncü, son 5 yıllık çalışmaların değerlendirildiği kategoride ise 87’nci sırada yer aldı.</p>

<p>Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Çoban, verem hastalığına neden olan Mycobacterium tuberculosis bakterisi üzerine yürüttüğü bilimsel çalışmalarla uluslararası akademik etki sıralamasında başarı elde etti. Bilim insanlarının yayınlarını, çalışmalarına yapılan atıfları ve akademik etkilerini değerlendiren ScholarGPS tarafından yayımlanan sıralamada Çoban, Mycobacterium tuberculosis alanında yaşam boyu etki kategorisinde dünya genelinde 104’üncü sırada yer aldı. Çoban, aynı alandaki son 5 yıllık bilimsel çalışmaların değerlendirildiği kategoride ise dünya 87’ncisi oldu.</p>

<p>"Yeni tanı ve tedavi yaklaşımları üzerine çalışıyoruz"</p>

<p>Tüberkülozun dünya genelinde enfeksiyon hastalıklarına bağlı ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmayı sürdürdüğünü belirten Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Çoban, "Tüberküloz (verem), dünya genelinde enfeksiyon hastalıklarına bağlı ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Çalışmalarımız ağırlıklı olarak verem hastalığının etkeni olan Mycobacterium tuberculosis için yeni tanı ve ilaç duyarlılık yöntemlerinin geliştirilmesi, antitüberküloz ilaçların etkinliğinin değerlendirilmesi ve yeni tedavi yaklaşımlarının araştırılması üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle ilaç dirençli tüberkülozun erken ve doğru tanılanmasına yönelik yöntem geliştirme çalışmaları ile mevcut tedavi seçeneklerinin etkinliğini artırmaya yönelik araştırmalar yürütüyoruz" dedi.</p>

<p>Araştırma, tanı ve eğitim faaliyetlerini aynı çatı altında buluşturmak amacıyla Akdeniz Üniversitesi bünyesinde önemli bir altyapı oluşturduklarını aktaran Çoban, "Bu çalışmaları daha ileriye taşımak amacıyla 2019 yılında Akdeniz Üniversitesi bünyesinde Verem Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni kurarak araştırma, tanı ve eğitim faaliyetlerini aynı çatı altında buluşturan önemli bir altyapı oluşturduk" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uluslararası patentli özgün besiyeri geliştirdiler</p>

<p>Mikobakterilerin laboratuvar ortamında çoğaltılması amacıyla özgün bir besiyeri geliştirdiklerini kaydeden Çoban, çalışmanın uluslararası patentle korunduğunu belirterek, "Bunun yanı sıra, mikobakterilerin laboratuvar ortamında çoğaltılmasına yönelik geliştirdiğimiz ve uluslararası patentle korunan özgün besiyeri AYC.2.1. broth ve AYC.2.2. agar gibi yenilikçi çalışmalarla, temel bilim araştırmalarını uygulamaya dönüştürmeyi hedefliyoruz. Amacımız, laboratuvar bulgularını klinik uygulamaya aktararak tüberkülozun tanı ve tedavisine katkı sağlamak ve bu alandaki uluslararası bilgi birikimine yeni veriler kazandırmaktır" diye konuştu.</p>

<p>"İlaç dirençli suşların artışı mücadeleyi zorlaştırıyor"</p>

<p>Tüberkülozla mücadelede karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin ilaç direnci olduğuna dikkati çeken Çoban, "Günümüzde tüberkülozla mücadelede en önemli sorunlardan biri, çok ilaca dirençli (MDR-TB) ve yaygın ilaç dirençli (XDR-TB) suşların artış göstermesidir. Bunun yanında tanıda yaşanan gecikmeler, yeni ilaçlara karşı direnç gelişimi ve bazı bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler de mücadeleyi zorlaştırmaktadır" dedi.</p>

<p>Türkiye’de tüberküloz kontrol programlarının başarılı şekilde yürütüldüğünü ifade eden Çoban, dirençli vakaların erken teşhis edilmesi ve moleküler epidemiyolojik çalışmaların artırılması gerektiğini vurguladı. Çoban, "Türkiye’de tüberküloz kontrol programları başarılı şekilde yürütülmekle birlikte, dirençli olguların erken tanısı ve moleküler epidemiyolojik çalışmaların artırılması önem taşımaktadır. Dünya genelinde ise hızlı, düşük maliyetli tanı yöntemleri, yeni antitüberküloz ilaçların geliştirilmesi ve direnç mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına yönelik araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Başarı, ekip arkadaşlarımızın ve öğrencilerimizin ortak ürünüdür"</p>

<p>Uluslararası sıralamada elde ettiği başarıyı kişisel bir kazanım olarak görmediğini dile getiren Çoban, "Bu tür uluslararası sıralamalar elbette memnuniyet verici olmakla birlikte, benim için asıl anlamı yıllardır aynı kararlılıkla sürdürdüğümüz bilimsel çalışmaların uluslararası düzeyde görünürlük kazanmış olmasıdır. Bu başarı yalnızca kişisel bir kazanım değil; birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımın, öğrencilerimin, Akdeniz Üniversitesi’nin ve ülkemizde bilimsel araştırmalara sağlanan desteklerin ortak bir ürünüdür" dedi.</p>

<p>Sıralamaları bir hedef değil, daha nitelikli çalışmalar üretmek için motivasyon kaynağı olarak değerlendirdiğini belirten Çoban, "Bu tür değerlendirmeleri bir hedef olarak değil, daha nitelikli araştırmalar üretmek ve ülkemizi uluslararası bilim dünyasında en iyi şekilde temsil etmek için motivasyon kaynağı olarak görüyorum. Bilimde en değerli sıralamanın, üretilen bilginin insan sağlığına ve topluma sağladığı katkı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle çalışmalarımıza aynı azim ve sorumlulukla devam edeceğiz" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/verem-arastirmalarinda-dunya-siralamasinda.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/verem-arastirmalarinda-dunya-siralamasinda/65968</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:35:43 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalarda sıvı tüketimine dikkat</title>
                                    <description>Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgasıyla birlikte vücutta sıvı kaybı da artarken, Uzman Diyetisyeni Pakize Gizem Akgül, yetersiz su tüketiminin halsizlikten tansiyon problemlerine kadar birçok sağlık sorununa yol açabileceğini belirterek, günlük sıvı ihtiyacının öncelikle suyla karşılanması gerektiğini söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgasıyla birlikte vücutta sıvı kaybı da artarken, Uzman Diyetisyeni Pakize Gizem Akgül, yetersiz su tüketiminin halsizlikten tansiyon problemlerine kadar birçok sağlık sorununa yol açabileceğini belirterek, günlük sıvı ihtiyacının öncelikle suyla karşılanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Yaz aylarında etkisini artıran kavurucu sıcaklar özellikle Adana gibi yüksek sıcaklıkların görüldüğü kentlerde günlük yaşamı olumsuz etkiliyor. Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgası nedeniyle hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerine çıkarken, uzmanlar sıcak havalarda artan sıvı kaybına karşı vatandaşları uyarıyor. Uzmanlar, sıcak havayla birlikte terleme nedeniyle vücudun daha fazla sıvı kaybettiğini, bu kaybın yeterince karşılanmaması halinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini belirtiyor.</p>

<p>"Su bir tercih değil, temel ihtiyaç"</p>

<p>Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Pakize Gizem Akgül, sıcak havalarda sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, "Yaz aylarında havaların çok fazla ısınmasıyla birlikte sıvı kayıpları da artıyor. Özellikle terleme nedeniyle kaybedilen sıvının yerine yeterli miktarda su alınmadığında gün içerisinde halsizlik, yorgunluk, gerginlik, baş ağrısı, bulantı, sindirim sistemi bozuklukları, tansiyon problemleri ve çarpıntı gibi birçok sağlık problemi görülebiliyor. Su, tercih değil temel bir ihtiyaçtır" dedi.</p>

<p>Kadınların günlük ortalama 2 litre, erkeklerin ise yaklaşık 2,5 litre su tüketmesi gerektiğini belirten Akgül, yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, kronik hastalık ve ilaç kullanımına göre bu miktarın değişebileceğini ifade etti. Günlük sıvı ihtiyacının düzenli şekilde karşılanmasının vücudun sıvı dengesini korumada büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>"Çay ve kahve suyun yerini tutmaz"</p>

<p>Aşırı çay, kahve ve şekerli içecek tüketiminin sıvı ihtiyacını artırabileceğine dikkat çeken Akgül, günlük sıvı ihtiyacının öncelikle suyla karşılanmasını önerdi. Mineral açısından zengin maden suyu, ayranın da tercih edilebileceğini belirten Akgül, evde hazırlanan limonata ve taze meyve sularının ise doğal içerikli olmasına rağmen yüksek şeker içerebildiğini, bu nedenle özellikle kilo kontrolü ve kan şekeri açısından ölçülü tüketilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Buzlu içecek uyarısı</p>

<p>Yaz aylarında serinlemek amacıyla tüketilen buzlu içeceklere karşı da vatandaşları uyaran Akgül, dışarıda kullanılan buzların hijyenik şartlarda hazırlanıp hazırlanmadığının bilinmediğini belirterek, "Hijyenik olmayan buzlar enfeksiyonlara, ishal ve gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Bu nedenle buzlu içecekler tüketilirken güvenilir işletmeler tercih edilmeli" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/sicak-havalarda-sivi-tuketimine-dikkat.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/sicak-havalarda-sivi-tuketimine-dikkat/65944</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:46:22 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan aşırı sıcaklara karşı kritik uyarılar</title>
                                    <description>Uzmanlar son günlerde artan hava sıcaklıklarına mukabil uyarılarda bulunarak, &quot;Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabiliyor&quot; dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar son günlerde artan hava sıcaklıklarına mukabil uyarılarda bulunarak, "Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabiliyor" dedi.</p>

<p>Uzmanlar, yaz havalarının getirdiği sıcak havalar nedeniyle sıcak çarpması konusunda uyarılarda bulunarak, "Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketimi artırılmalıdır. Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabilen aşırı sıcaklar, hipertansiyon, diyabet ve kalp hastaları için daha büyük risk oluşturmaktadır. Bu nedenle mümkünse 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamak, çıkanların ise gölgede kalmaya özen göstermeleri gerekir. Şapka takmak, el, yüz, ense ve kolları su ile serinletmek gerekir. Eve gidince vücut ısısını dengelemek için ılık bir duşta faydalı olacaktır. Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketimi artırılmalıdır. Sıvı kısıtlaması gerektiren bir hastalık yok ise günde 2 buçuk litre su tüketmek gerekir" diye konuştu.</p>

<p>‘Sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmeli!’</p>

<p>Uzmanlar, sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğinin altını çizerek,"Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır. Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir. Bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalıdır. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükselmektedir. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalıdır. Kapalı alanlar iyi havalandırılmalıdır. Güneş gören pencereler perde vb. güneşliklerle gölgelendirilmelidir. Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) sıvı tüketilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanılması söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir. Mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir"</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/uzmanlardan-asiri-sicaklara-karsi-kritik-uyarilar.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/uzmanlardan-asiri-sicaklara-karsi-kritik-uyarilar/65931</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:39:18 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Antalya’da göbek fıtığı nedeniyle 40 santimlik bağırsak kangreni oluştu</title>
                                    <description>Antalya’da göbek fıtığı nedeniyle ağrı, karın şişliği ve nefes darlığı yaşayan 61 yaşındaki kadın, yapılan tomografinin ardından acil ameliyata alındı. bağırsaklarının yaklaşık 40 santimetrelik bölümünde kangren ve delinme tespit edilen kadın, yoğun bakım sürecinin ardından sağlığına kavuştu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya’da göbek fıtığı nedeniyle ağrı, karın şişliği ve nefes darlığı yaşayan 61 yaşındaki kadın, yapılan tomografinin ardından acil ameliyata alındı. bağırsaklarının yaklaşık 40 santimetrelik bölümünde kangren ve delinme tespit edilen kadın, yoğun bakım sürecinin ardından sağlığına kavuştu.</p>

<p>Antalya’da uzun süredir göbek fıtığı şikayeti bulunan 61 yaşındaki Nihal Uygun, ağrılarının artması, karın bölgesinde şişlik ve nefes darlığı şikayetleri üzerine Medical Park Antalya Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Yapılan değerlendirme ve tomografi sonuçlarında fıtığın sıkıştığı belirlenince Uygun, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş tarafından vakit kaybedilmeden ameliyata alındı. Ameliyatta, Uygun’un bağırsağının yaklaşık 40 santimetrelik bölümünde kangren geliştiği, bir kısmında ise delinme meydana geldiği belirlendi. Bağırsak içeriğinin karın boşluğuna aktığı, buna bağlı olarak sepsis, böbrek, karaciğer, akciğer ve solunum sistemiyle ilgili ciddi sorunlar oluştuğu ifade edildi. Ameliyatın ardından yoğun bakımda solunum cihazına bağlı takip edilen Uygun, yaklaşık 15 günlük tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu.</p>

<p>"Yemesem de karnım şişiyordu, nefesim daralıyordu"</p>

<p>Göbek fıtığı nedeniyle uzun süre ağrı çektiğini anlatan Nihal Uygun, yaşadığı süreci şöyle anlattı: "Göbek fıtığı ameliyatı yaptılar. Hep ağrı sancı içindeydim. Hep karnım ağrıyordu, devamlı kilo alıyordum, yemesem de karnım şişiyordu. Ayakta duramıyordum, nefesim daralıyordu. İşleri kolaylıkla yapamıyordum. Yoğun bakımda da 4-5 gün yattım ve sağlığıma kavuştum"</p>

<p>Daha önce de farklı rahatsızlıkları nedeniyle de Op. Dr. Gökhan Ateş’e başvurduğunu belirten Uygun, "Daha önce benim mide fıtığı ve gastrit rahatsızlıklarım vardı, onu da Gökhan hoca bulmuştu. 1-1.5 yıldır göbek fıtığı rahatsızlığım vardı, ondan da kurtuldum" dedi.</p>

<p>"Fıtık deyip hafife almamak lazım"</p>

<p>Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, hastanın uzun süredir göbek fıtığı şikayeti bulunduğunu belirterek, son dönemde ağrı, bulantı ve kusma şikayetlerinin arttığını söyledi. Tomografi görüntülerinde sıkışmış göbek fıtığını gördüklerini ifade eden Ateş, "Sıkışmış göbek fıtığı olayını görür görmez direkt ameliyata aldım. Fıtık deyip hafife almamak lazım. Hastamızda olduğu gibi kangrene, hatta kangren olup bağırsakların delinmesine kadar gidebiliyor olay" dedi.</p>

<p>Uygun’un hastaneye geldiğinde durumunun ağır olduğunu belirten Ateş, ameliyat sırasında karşılaştıkları tabloyu şu sözlerle aktardı: "Hastamızda 40 santim kadar bağırsak kangren olmuş, bir bölümü delinmiş, büyük abdest karnına akmış. Sepsis dediğimiz kan zehirlenmesine ve çoklu organ yetmezliğine kadar gitmişti durum. Böbrek yetmezliği, böbrek üstü bezi yetmezliği, karaciğer yetmezliği, akciğer ve solunumda sıkıntıları vardı. Solunum cihazına bağlı yoğun bakımda bir süre takip ettik."</p>

<p>"Mutlu bir şekilde evine gönderiyoruz"</p>

<p>Tedavi sürecinin olumlu ilerlediğini belirten Ateş, hastanın organ fonksiyonlarının toparladığını söyledi. Ateş, "Böbreklerimiz iyi şu anda. Böbrek üstü bezimiz iyi, akciğerlerimiz iyi. Güzel toparladık ve mutlu bir şekilde evine gönderiyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Fıtıkların zamanında tedavi edildiğinde genellikle daha kolay müdahale edilebilen rahatsızlıklar olduğunu vurgulayan Ateş, ihmal edildiğinde ise hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Fıtıklar çok basit görünen, tedavisi de çok kolay yapılan rahatsızlıklar. Laparoskopik yöntemle bir gece yatırıp rahat bir şekilde ameliyat edip gönderebiliyoruz. Ancak kontrolden çıktığı zaman, sıkıştığında, kangren olduğunda hatta delindiğinde ölümcül dahi olabilen durumlardır. O yüzden fıtık deyip hafife almamak lazım. Zamanında müdahaleyle kurtulmak lazım" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/antalyada-gobek-fitigi-nedeniyle-40-santimlik-bagirsak-kangreni-olustu.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/antalyada-gobek-fitigi-nedeniyle-40-santimlik-bagirsak-kangreni-olustu/65904</link>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 10:17:23 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin Cerrahisinde Modern Yaklaşım: Uyanık Ameliyatla Fonksiyonlar Korunuyor</title>
                                    <description>Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Burak Karaaslan, beyin tümörü tedavisinde tümörün temizlenmesinin yanı sıra hastanın konuşma ve hareket gibi hayati fonksiyonlarının korunmasının öncelikli olduğunu vurguladı. Özellikle beynin dil ve hareket merkezlerine yakın bölgelerindeki tümörlerde uygulanan uyanık beyin cerrahisinin, yaşam kalitesini artırmada büyük avantaj sağladığını belirtti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Burak Karaaslan, beyin tümörü tedavisinde tümörün temizlenmesinin yanı sıra hastanın konuşma ve hareket gibi hayati fonksiyonlarının korunmasının öncelikli olduğunu vurguladı. Özellikle beynin dil ve hareket merkezlerine yakın bölgelerindeki tümörlerde uygulanan uyanık beyin cerrahisinin, yaşam kalitesini artırmada büyük avantaj sağladığını belirtti.</p>

<p>Beyin tümörlerinin tedavisinde yalnızca tümörün çıkarılmasının değil, hastanın konuşma, hareket ve günlük hayati fonksiyonlarının korunmasının da büyük önem taşıdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Burak Karaaslan, özellikle beynin konuşma ve hareket merkezine yakın yerleşimli tümörlerde uygulanan uyanık beyin cerrahisinin önemli avantajlar sağladığını söyledi. Beynin her bölgesinin farklı fonksiyonlardan sorumlu olduğunu ve bu fonksiyonların cerrahi planlamada belirleyici rol oynadığını ifade eden Karaaslan, bazı ameliyatları hastalarla iletişim kurarak gerçekleştirdiklerini belirtti.</p>

<p>"Beyin tümörlerinde bazı ameliyatları hastamızla iletişim kurarak gerçekleştiriyoruz"</p>

<p>Beyin tümörlerinde bazı ameliyatları hastalarla konuşarak veya kol ve bacaklarını hareket ettirerek gerçekleştirdiklerini dile getiren Karaaslan, "Konuşma, dil veya hareket merkezine yakın yerleşimli beyin tümörlerinde bazı ameliyatları hastamızla iletişim kurarak gerçekleştiriyoruz. Ameliyatın uygun aşamalarında hastamızdan konuşmasını, nesneleri isimlendirmesini, cümle kurmasını ya da kol ve bacaklarını hareket ettirmesini isteyebiliyoruz. Bu sayede tümörü mümkün olan en geniş ve güvenli şekilde çıkarırken, konuşma ve hareket gibi hayati fonksiyonlardan sorumlu sağlıklı beyin dokusunu korumayı hedefliyoruz. Uyanık beyin cerrahisi, uygun hastalarda ameliyat sonrası kalıcı konuşma bozukluğu ve hareket kaybı riskinin azaltılmasına önemli katkı sağlayabiliyor" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>"Her beyin tümörü farklıdır"</p>

<p>Uyanık beyin cerrahisinin her hastaya uygulanmadığını belirten Karaaslan, "Her beyin tümörü farklıdır. Hastanın yaşı, tümörün yeri, genel sağlık durumu ve nörolojik bulguları birlikte değerlendirilerek en doğru cerrahi yöntem belirlenir. Uygun hastalarda uygulanan uyanık cerrahi, hem güvenliği artıran hem de ameliyat sonrası yaşam kalitesini korumaya yardımcı olan önemli bir seçenektir. Günümüzde hedefimiz, mümkün olan en yüksek oranda tümörü çıkarırken hastanın bağımsız yaşamını sürdürebilmesini sağlamaktır. Konuşabilen, yürüyebilen ve günlük yaşamına dönebilen bir hastaya ulaşmak, modern beyin cerrahisinin en önemli amaçlarından biridir" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/beyin-cerrahisinde-modern-yaklasim-uyanik-ameliyatla-fonksiyonlar-korunuyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/beyin-cerrahisinde-modern-yaklasim-uyanik-ameliyatla-fonksiyonlar-korunuyor/65849</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:58:19 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopoz Döneminde Safra Taşı Riski: Uzmanından Önemli Uyarılar</title>
                                    <description>Menopoz dönemi, kadınların vücudunda meydana gelen hormonal ve metabolik değişimlerle birlikte genel sağlık takibinin daha kritik hale geldiği bir süreçtir. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan, bu dönemde ortaya çıkan karın ağrısı, hazımsızlık ve şişkinlik gibi belirtilerin yalnızca menopozun bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini, bu şikayetlerin safra kesesi hastalıklarının habercisi olabileceğini belirtti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz dönemi, kadınların vücudunda meydana gelen hormonal ve metabolik değişimlerle birlikte genel sağlık takibinin daha kritik hale geldiği bir süreçtir. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan, bu dönemde ortaya çıkan karın ağrısı, hazımsızlık ve şişkinlik gibi belirtilerin yalnızca menopozun bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini, bu şikayetlerin safra kesesi hastalıklarının habercisi olabileceğini belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Özerhan, safra taşı oluşumunun kadınlarda daha yaygın görüldüğüne dikkat çekerek menopoz süreciyle birlikte artan yaş, kilo alımı ve yavaşlayan metabolizmanın bu riski daha da yükselttiğini ifade etti.</p>

<p>Safra taşlarının uzun süre sessiz ilerleyebileceğini vurgulayan Özerhan, belirtiler başladığında vakit kaybetmeden muayene olunması gerektiğinin altını çizdi. Özellikle yağlı yemeklerden sonra ortaya çıkan, göğüs altına veya sağ kürek kemiğine vuran ağrıların, bulantı ve kusmanın safra kesesi hastalıklarını düşündürmesi gerektiğini belirten uzman, erken dönemde yapılacak ultrasonografi gibi basit tetkiklerle teşhisin kolaylıkla konulabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Tanının gecikmesi durumunda safra kesesi iltihabı, safra yollarında tıkanıklık veya pankreatit gibi daha ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Özerhan, menopozdaki kadınların her karın ağrısını hormonal değişimlere bağlamaması gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Sağlıklı bir menopoz süreci için vücudun verdiği sinyallerin ciddiye alınması gerektiğini ifade eden Özerhan, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilonun korunmasının safra kesesi hastalıklarına karşı koruyucu etkisine değindi. Uzun süren veya tekrarlayan karın ağrılarında mutlaka bir genel cerrahi uzmanına başvurulması gerektiğini belirten uzman, erken müdahale ile cerrahi tedavilerin çok daha başarılı ve konforlu geçtiğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/menopoz-doneminde-safra-tasi-riski-uzmanindan-onemli-uyarilar.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/menopoz-doneminde-safra-tasi-riski-uzmanindan-onemli-uyarilar/65724</link>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:01:27 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Orhan Şen Uyardı: Klima Boyun Fıtığı Yapmaz!</title>
                                    <description>Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, klimanın boyun fıtığına neden olmadığını, ancak yanlış kullanımın şiddetli kas spazmına yol açtığını açıkladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, klimanın boyun fıtığına neden olmadığını, ancak yanlış kullanımın şiddetli kas spazmına yol açtığını açıkladı.</p>

<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle vatandaşlar serinlemek için evde, iş yerinde ve araçlarda klima kullanımını artırdı. Uzmanlar ise özellikle uzun süre doğrudan klimaya maruz kalmanın kas ve eklem sağlığını olumsuz etkileyebileceğini, ayrıca bakımı yapılmayan klimaların enfeksiyon riski oluşturabileceğini belirtiyor.</p>

<h3>"Klimaların bakımı mutlaka yapılmalı"</h3>

<p>’ya konuşan Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, klima kullanılmadan önce periyodik bakımının yaptırılması gerektiğini belirterek, "Klimanın en büyük zararı, bakımının ihmal edilmesidir. Temizliği yapılmayan klimalarda biriken mikroorganizmalar ciddi enfeksiyonlara ve ağır akciğer hastalıklarına neden olabilir. Bu nedenle klima kullanılmaya başlanmadan önce mutlaka bakımının yaptırılması gerekiyor" dedi.</p>

<h3>"Klima boyun fıtığı yapmaz"</h3>

<p>Toplumda klimanın boyun fıtığına neden olduğuna ilişkin yanlış bir inanış bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Şen, "Klima boyun fıtığı yapmaz. Eğer kişide romatizmal bir hastalık varsa ya da terliyken klimaya maruz kalırsa, soğuğun etkisiyle kaslarda spazm oluşabilir. Bu da halk arasında boyun tutulması olarak bilinen ağrıya neden olur. Boyun fıtığında ise ağrı kürek kemiğinden başlayıp kola doğru yayılır. Kas spazmına bağlı ağrıda ise kişi boynunu çevirmekte ve hareket ettirmekte zorlanır, ağrı belirli bir noktada hissedilir" diye konuştu.</p>

<h3>"Klima doğrudan vücuda üflememeli"</h3>

<p>Klimaların doğru şekilde kullanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Şen, "Sıcak havalarda klimasız yaşamak zor olabilir ancak klimanın hava akımı hiçbir zaman doğrudan kişinin üzerine gelmemeli. Klima yukarıya ya da yanlara doğru ayarlanmalı, doğrudan boyun ve sırt bölgesine üflememelidir. Böylece kas spazmı ve boyun tutulması gibi şikayetlerin önüne geçilebilir" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/prof-dr-orhan-sen-uyardi-klima-boyun-fitigi-yapmaz.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/prof-dr-orhan-sen-uyardi-klima-boyun-fitigi-yapmaz/65708</link>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:01:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz aylarında çocukların su tüketimi neden daha fazla önem kazanıyor?</title>
                                    <description>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte çocuklar günün büyük bölümünü açık havada geçirmeye başlıyor. Okulların tatile girmesi, parkların daha fazla kullanılmaya başlanması, ailelerin piknik ve gezi planları yapması gibi etkenler hareketliliği artırırken, sıcak havanın etkisiyle vücudun sıvı ihtiyacı da yükseliyor. Bu nedenle yaz döneminde çocukların düzenli su tüketmesi, günlük yaşamın dikkat edilmesi gereken önemli alışkanlıklarından biri olarak öne çıkıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte çocuklar günün büyük bölümünü açık havada geçirmeye başlıyor. Okulların tatile girmesi, parkların daha fazla kullanılmaya başlanması, ailelerin piknik ve gezi planları yapması gibi etkenler hareketliliği artırırken, sıcak havanın etkisiyle vücudun sıvı ihtiyacı da yükseliyor. Bu nedenle yaz döneminde çocukların düzenli su tüketmesi, günlük yaşamın dikkat edilmesi gereken önemli alışkanlıklarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Özellikle yüksek sıcaklıkların görüldüğü bölgelerde gün içinde uzun süre dışarıda vakit geçirilmesi, çocukların farkında olmadan daha fazla sıvı kaybetmesine neden olabiliyor. Bu yüzden aileler de yaz aylarında çocukların su içme düzenini destekleyecek küçük ama etkili alışkanlıklar kazandırmaya daha fazla önem veriyor.</p>

<h2>Açık havada geçirilen süre arttıkça su ihtiyacı da yükseliyor</h2>

<p>Yaz tatili denildiğinde akla ilk olarak parklar, bisiklet gezileri, oyun alanları, spor etkinlikleri ve aile ziyaretleri geliyor. Gün içinde hareket eden çocuklar, serin aylara göre çok daha fazla enerji harcıyor. Sıcak havanın da etkisiyle vücudun sıvı kaybı artarken, düzenli aralıklarla su tüketmek günlük yaşamın doğal bir parçası hâline geliyor.</p>

<p>Özellikle öğle saatlerinde yükselen sıcaklıklar nedeniyle aileler, çocukların yalnızca susadıklarında değil, gün içine yayılan belirli aralıklarla da su içmelerine özen gösteriyor. Bu yaklaşım, yaz boyunca sürdürülebilecek sağlıklı günlük alışkanlıkların oluşmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<h2>Günlük alışkanlıklar küçük yaşlarda şekilleniyor</h2>

<p>Çocukluk döneminde kazanılan alışkanlıkların ilerleyen yıllarda da devam ettiği sıkça dile getiriliyor. Bu nedenle aileler, su tüketimini yalnızca ihtiyaç duyulan anlarla sınırlamak yerine günlük yaşamın doğal bir rutini hâline getirmeye çalışıyor. Evde, parkta, yolculuk sırasında ya da yaz kurslarına giderken suyun kolay ulaşılabilir olması da bu süreci destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu noktada çocukların yaşına ve günlük kullanım alışkanlıklarına göre tercih edilen <a href="https://www.cimri.com/suluk">suluk çeşitleri</a>, suyu gün boyunca yanlarında taşımalarını kolaylaştıran pratik araçlardan biri olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanların da sıkça vurguladığı gibi asıl önemli olan, kullanılan ürünün özelliklerinden çok çocukların düzenli su içme alışkanlığını sürdürebilmesi ve bunun günlük yaşamın doğal bir parçası hâline gelmesi oluyor.</p>

<h2>Yaz etkinlikleri su tüketimini daha görünür hâle getiriyor</h2>

<p>Yaz aylarında düzenlenen spor kursları, yüzme eğitimleri, açık hava etkinlikleri ve aile gezileri çocukların hareketli geçen günlerini daha da yoğunlaştırıyor. Gün içerisinde farklı etkinliklere katılan çocuklar için su tüketimi, yalnızca ihtiyaç duyulan bir durum olmaktan çıkarak günün akışı içinde tekrar eden bir alışkanlığa dönüşüyor.</p>

<p>Piknik alanlarında, yürüyüş parkurlarında ya da çocuk oyun alanlarında ailelerin çocuklara belirli aralıklarla su içmelerini hatırlatması da bu nedenle oldukça yaygın bir davranış olarak dikkat çekiyor. Düzenli sıvı tüketimi, yaz mevsiminin yoğun temposunda günlük planlamanın doğal bir parçası hâline geliyor.</p>

<h2>Aileler yaz planlarını su tüketimini de düşünerek yapıyor</h2>

<p>Yaz aylarında dışarı çıkmadan önce hazırlanan çantalarda güneşten korunmaya yardımcı ürünlerin yanı sıra su bulundurmak da günlük hazırlıkların önemli adımlarından biri olarak görülüyor. Özellikle uzun sürecek yolculuklarda, pikniklerde veya şehir içinde yapılacak gezilerde çocukların gün boyunca suya kolay ulaşabilmesi ailelerin dikkat ettiği konular arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım yalnızca yaz mevsimiyle sınırlı kalmıyor. Küçük yaşlarda kazanılan düzenli su tüketme alışkanlığı, okul döneminde de devam ederek çocukların günlük yaşam rutinlerinin önemli bir parçası hâline gelebiliyor. Yaz ayları ise bu alışkanlığın pekişmesi açısından önemli bir fırsat sunuyor.</p>

<p>Hava sıcaklıklarının arttığı dönemlerde çocukların gün içinde daha hareketli olması, su tüketiminin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Ailelerin günlük yaşam içinde oluşturduğu küçük hatırlatmalar, planlı molalar ve düzenli su içme alışkanlığına yönelik yaklaşımlar sayesinde çocukların yaz aylarını daha konforlu geçirmesi desteklenirken, sağlıklı günlük rutinlerin kalıcı hâle gelmesine de katkı sağlanabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/yaz-aylarinda-cocuklarin-su-tuketimi-neden-daha-fazla-onem-kazaniyor_6a4e3db7f214a.png</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/yaz-aylarinda-cocuklarin-su-tuketimi-neden-daha-fazla-onem-kazaniyor/65697</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:08:37 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Karaciğer yağlanması çocukları da tehdit ediyor: Uzmanından hayati uyarılar</title>
                                    <description>Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, günümüzde yetişkinlerin yanı sıra çocuklar ve gençler arasında da hızla yayılan karaciğer yağlanmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Hareketsiz yaşam, işlenmiş gıda tüketimi ve obezitenin temel tetikleyiciler olduğu bu sağlık sorunu, tedavi edilmediği takdirde siroz ve karaciğer kanserine yol açabiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, günümüzde yetişkinlerin yanı sıra çocuklar ve gençler arasında da hızla yayılan karaciğer yağlanmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Hareketsiz yaşam, işlenmiş gıda tüketimi ve obezitenin temel tetikleyiciler olduğu bu sağlık sorunu, tedavi edilmediği takdirde siroz ve karaciğer kanserine yol açabiliyor.</p>

<p>Günümüzde obezite, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla birlikte karaciğer yağlanması vakalarında ciddi artış yaşanıyor. Özellikle yanlış beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite eksikliği, karaciğer sağlığını tehdit eden en önemli etkenler arasında yer alıyor. VM Medical Park Maltepe Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, karaciğer yağlanmasının nedenleri, riskleri ve korunma yolları hakkında bilgiler verdi.</p>

<p>"Yanlış beslenme en büyük risklerden biri"</p>

<p>Karaciğer yağlanmasının karaciğer hücrelerinde normalden fazla yağ birikmesiyle ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Ekmen, "Karaciğer ağırlığının yüzde 5’inden fazlasının yağdan oluşması bu hastalık olarak değerlendirilir. Günümüzde en sık obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve yüksek kolesterol ile birlikte görülmektedir. Özellikle fast-food ağırlıklı beslenme, aşırı kalori alımı ve işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi riski ciddi şekilde artırmaktadır" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Erken dönemde belirti vermeyebilir"</p>

<p>Karaciğer yağlanmasının çoğu zaman sessiz ilerlediğine dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "Erken evrede hastaların büyük bölümünde belirgin bir şikâyet oluşmaz. Bu nedenle çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen saptanır. Bazı kişilerde halsizlik, çabuk yorulma ve karın sağ üst kısmında dolgunluk hissi görülebilir. Ancak bunlar çoğu zaman göz ardı edilir" dedi.</p>

<p>"Çocuklarda da görülüyor"</p>

<p>Son yıllarda çocukluk çağı karaciğer yağlanmasının arttığını vurgulayan Doç. Dr. Ekmen, "Yüksek kalorili beslenme, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor. Çocukluk çağında başlayan bu süreç ilerleyen yaşlarda ciddi karaciğer hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Siroz ve kanser riski oluşturabilir"</p>

<p>Karaciğer yağlanmasının basit bir yağ birikimi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ekmen, "Bazı hastalarda bu süreç karaciğerde iltihaplanmaya, ardından fibrozise yani sertleşmeye yol açabiliyor. Tedavi edilmediğinde siroza kadar ilerleyebilir. İleri evrelerde ise karaciğer kanseri riski de artmaktadır" diye konuştu.</p>

<p>"Metabolik hastalıklarla yakın ilişkili"</p>

<p>Obezite, diyabet ve insülin direncinin karaciğer yağlanmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Doç. Dr. Ekmen, "İnsülin direnci geliştiğinde vücutta yağ depolanması artıyor ve bu yağ karaciğere taşınıyor. Özellikle bel çevresi yağlanması bu açıdan önemli bir risk faktörüdür. Karaciğer yağlanması çoğu zaman metabolik sendromun bir parçası olarak değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p>"Tanıda ultrason öne çıkıyor"</p>

<p>Tanı süreci hakkında bilgi veren Doç. Dr. Ekmen, "Öncelikle hastanın risk faktörleri değerlendirilir. Kan testlerinde karaciğer enzimleri incelenir ancak normal olması hastalığı dışlamaz. En sık kullanılan yöntem ultrasonografidir. Gerektiğinde elastografi ile karaciğer sertliği ve yağ oranı değerlendirilebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Yaşam tarzı değişikliği tedavinin temelidir"</p>

<p>Karaciğer yağlanmasının erken dönemde geri döndürülebilir olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "Tedavinin temelini kilo kaybı, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Özellikle vücut ağırlığının yüzde 7 ila 10 oranında azaltılması karaciğerdeki yağlanmayı ve iltihabı belirgin şekilde azaltabilir. İlaç tedavileri bazı özel gruplarda uygulanabilir ancak asıl etkili olan yaşam tarzı değişikliğidir" dedi.</p>

<p>"Akdeniz tipi beslenme öneriliyor"</p>

<p>Beslenme önerilerine de değinen Doç. Dr. Ekmen, "Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme modelini öneriyoruz. Şekerli içecekler, rafine karbonhidratlar, aşırı tatlı tüketimi ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalı. Porsiyon kontrolü ve fiziksel aktivite de ihmal edilmemelidir" açıklamasında bulundu.</p>

<p>"Erken tanı ile önlenebilir"</p>

<p>Karaciğer sağlığını korumak için düzenli kontrollerin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "İdeal kilonun korunması, düzenli egzersiz yapılması ve metabolik hastalıkların kontrol altında tutulması büyük önem taşıyor. Karaciğer yağlanması erken dönemde fark edildiğinde büyük ölçüde önlenebilir ve geri döndürülebilir bir hastalıktır" diyerek sözlerini noktaladı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/karaciger-yaglanmasi-cocuklari-da-tehdit-ediyor-uzmanindan-hayati-uyarilar.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/karaciger-yaglanmasi-cocuklari-da-tehdit-ediyor-uzmanindan-hayati-uyarilar/65681</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:47:46 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuzda bu belirtilere dikkat: Otizmde erken tanı nasıl fark edilir?</title>
                                    <description>Psikolog Ferahnaz Şeyma Yılmaz, otizmin erken belirtileri ve ailelerin dikkat etmesi gerekenler hakkında önemli bilgiler paylaştı. Erken tanı ve kişiye özel eğitim desteğinin çocukların sosyal yaşama katılımında büyük fark yarattığı vurgulandı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Psikolog Ferahnaz Şeyma Yılmaz, otizmin erken belirtileri ve ailelerin dikkat etmesi gerekenler hakkında önemli bilgiler paylaştı. Erken tanı ve kişiye özel eğitim desteğinin çocukların sosyal yaşama katılımında büyük fark yarattığı vurgulandı.</p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu, yaşamın ilk yıllarında belirtiler göstermeye başlayan ve bireyin gelişimini yaşam boyu etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru eğitim desteği sayesinde çocukların sosyal iletişim becerileri ile günlük yaşam becerilerinde önemli gelişmeler sağlanabileceğine dikkat çekiyor. Medical Park Ordu Hastanesi’nden Psikolog Ferahnaz Şeyma Yılmaz, otizmin erken belirtileri, tanı süreci ve ailelerin dikkat etmesi gereken noktalar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>"Belirtiler yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkabiliyor"</p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu’nun erken çocukluk döneminde ortaya çıkan nörogelişimsel bir farklılık olduğunu belirten Psk. Yılmaz, "Otizm Spektrum Bozukluğu; sosyal iletişim, sosyal etkileşim ve davranış alanlarında farklılıklarla kendini gösteren nörogelişimsel bir durumdur. Bilimsel çalışmalar, otizmin kesin nedenini henüz tam olarak ortaya koyamamış olsa da genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığı bilinmektedir" diye konuştu.</p>

<p>Otizmin yaşamın ilk 3 yılı içerisinde belirti verebildiğini ifade eden Psk. Yılmaz, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanımlamalarına göre sosyal iletişim ve etkileşimde güçlüklerle birlikte sınırlı ve tekrarlayıcı davranış örüntülerinin bu tablonun temel özellikleri arasında yer aldığını söyledi.</p>

<p>"Her 31 çocuktan biri otizm tanısı alıyor"</p>

<p>2025 yılında açıklanan ve 2022 yılı sürveyans verilerine dayanan araştırmalara göre ABD’de her 31 çocuktan birine Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı konulduğunu belirten Psk. Yılmaz, bunun bugüne kadar bildirilen en yüksek yaygınlık oranı olduğunu ifade etti. Artan farkındalık ve gelişen tanı yöntemlerinin otizmin daha erken yaşlarda fark edilmesini sağladığını belirten Psk. Yılmaz, erken değerlendirme sayesinde çocukların ihtiyaç duyduğu destek programlarına daha erken ulaşabildiğini kaydetti.</p>

<p>"Erken belirtiler ihmal edilmemeli"</p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda bazı belirtilerin erken dönemde görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Yılmaz, "Göz teması kurmaktan kaçınma, ismi söylendiğinde tepki vermeme, konuşmada gecikme, iletişim kurmada güçlük, akranlarıyla oyun oynamakta zorlanma, tekrarlayıcı hareketler, oyuncaklarla sürekli aynı şekilde oynama, dönen nesnelere yoğun ilgi, rutinlerin bozulmasına aşırı tepki ile ses, ışık ve dokunmaya karşı hassasiyet en sık karşılaştığımız belirtiler arasında yer alıyor" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>"Dil gelişimi ve davranış sorunları görülebiliyor"</p>

<p>Otizm tanısı alan çocukların önemli bir bölümünde dil gelişiminin beklenen şekilde ilerlemeyebildiğini dile getiren Psk. Yılmaz, "Bazı çocuklarda konuşmak hiç gelişmeyebilir, bazılarında ise konuşmak gecikmeli olarak ortaya çıkabilir. Kendini ifade etmekte zorlanan çocuklarda zaman zaman öfke nöbetleri, davranış problemleri ve kriz anlarında problem çözme becerilerinde güçlük yaşanabilir. Duygu düzenleme becerilerindeki zorluk nedeniyle günlük yaşam aktivitelerinde aile desteğine daha fazla ihtiyaç duyulabilirler" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Beslenme alışkanlıkları da etkilenebiliyor"</p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu’nun yalnızca iletişim alanını değil, günlük yaşam alışkanlıklarını da etkileyebildiğini dile getiren Yılmaz, "Bazı çocuklar belirli yiyecekleri tüketmek istemeyebilir, sürekli aynı besinleri tercih edebilir ya da rutinlerinin değişmesine karşı direnç gösterebilir. Yoğun ilgi alanları, değişime karşı hassasiyet ve duyusal farklılıklar günlük yaşamı etkileyebilen özellikler arasında yer almaktadır" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>"Otizm bir hastalık değil, nörogelişimsel bir farklılıktır"</p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu’nun her bireyde farklı belirtiler ve farklı destek ihtiyaçlarıyla görülebildiğini vurgulayan Psk. Yılmaz, geçmişte ayrı başlıklar altında değerlendirilen Asperger Sendromu ve Atipik Otizm gibi tanıların günümüzde Otizm Spektrum Bozukluğu çatısı altında ele alındığını söyledi. Her bireyin güçlü yönlerinin ve destek ihtiyaçlarının farklı olduğunu belirten Psk. Yılmaz, bu nedenle değerlendirme ve eğitim planlamasının kişiye özel yapılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>"Erken tanı çocukların yaşamında büyük fark oluşturabiliyor"</p>

<p>Ailelere önemli uyarılarda bulunan Psk. Yılmaz, "Çocuğunuzda göz teması kurmama, ismine tepki vermeme, konuşmada gecikme, tekrarlayıcı davranışlar veya akranlarıyla iletişim kurmakta güçlük gibi belirtiler gözlemliyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız büyük önem taşıyor. Erken tanı ve bireye özel eğitim desteği, çocukların gelişim sürecinde ve sosyal yaşama katılımında önemli katkılar sağlayabiliyor" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/cocugunuzda-bu-belirtilere-dikkat-otizmde-erken-tani-nasil-fark-edilir.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/cocugunuzda-bu-belirtilere-dikkat-otizmde-erken-tani-nasil-fark-edilir/65612</link>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:30:10 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>7 Temmuz Dünya Çikolata Günü: Uzmanından sağlıklı tüketim rehberi</title>
                                    <description>7 Temmuz Dünya Çikolata Günü’nde çikolatanın sağlık üzerindeki etkileri mercek altına alındı. Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, kalp sağlığı için bitter çikolatayı işaret ederek porsiyon kontrolünün önemine vurgu yaptı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>7 Temmuz Dünya Çikolata Günü’nde çikolatanın sağlık üzerindeki etkileri mercek altına alındı. Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, kalp sağlığı i.çin bitter çikolatayı işaret ederek porsiyon kontrolünün önemine vurgu yaptı</p>

<p>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, özellikle kakao oranı yüksek bitter çikolatanın kalp ve damar sağlığı açısından yararlı biyoaktif bileşenler içerdiğini, ancak sağlık yararlarının ancak ölçülü tüketimle mümkün olduğunu vurguladı. Bilen, çikolata seçiminde kakao oranı, ilave şeker ve porsiyon miktarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Her çikolata aynı değil</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede çikolata tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, özellikle kakao oranı yüksek bitter çikolatanın içerdiği flavanoller sayesinde damar sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğini, ancak çikolatanın "sağlıklı" olarak değerlendirilmesinde tüketim miktarı ve ürün içeriğinin belirleyici olduğunu söyledi.</p>

<p>Kakao oranı yüksek bitter çikolata kalp ve damar sağlığını destekleyebilir</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, bitter çikolatanın içerdiği epikateşin ve prosiyanidin gibi flavanollerin güçlü antioksidan özelliklere sahip olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>"Bu biyoaktif bileşikler oksidatif stresin azaltılmasına katkıda bulunurken, nitrik oksit üretimini artırarak damarların gevşemesini ve endotel fonksiyonlarının iyileşmesini destekleyebilir."</p>

<p>Bilimsel çalışmaların kakao tüketiminin kardiyometabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini gösterdiğini belirten Bilen, düzenli ve ölçülü kakao tüketiminin toplam kolesterol, LDL kolesterol, açlık kan şekeri ile sistolik ve diyastolik kan basıncında küçük ancak anlamlı iyileşmeler sağlayabildiğini; buna karşın vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve HbA1c üzerinde belirgin bir etki görülmediğini ifade etti.</p>

<p>Bitter çikolata, sütlü ve beyaz çikolatadan neden farklı?</p>

<p>Çikolata çeşitleri arasındaki en önemli farkın kakao içeriği olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, şunları söyledi:</p>

<p>Bitter çikolata, yüksek kakao oranı sayesinde flavonoid ve antioksidan bakımından en zengin seçenektir. Aynı zamanda genellikle daha az şeker içerir. Bitter çikolata, yüksek flavanol içeriği nedeniyle sütlü ve beyaz çikolataya kıyasla damar fonksiyonları üzerinde daha güçlü etkilere sahiptir. Yapılan çalışmalar bitter çikolatanın kan basıncını düşürebildiğini göstermektedir. Ayrıca kısa süreli bir klinik çalışmada, bitter çikolata tüketiminin beyaz çikolataya göre insülin duyarlılığını artırdığı ve sistolik kan basıncını düşürdüğü bildirilmiştir.</p>

<p>Sütlü çikolata, daha düşük kakao oranı nedeniyle antioksidan açısından daha sınırlıdır ve genellikle daha fazla şeker içerir.</p>

<p>Beyaz çikolata ise kakao kitlesi içermez; yalnızca kakao yağı, süt ve şekerden oluşur. Bu nedenle kakao kaynaklı antioksidanlardan büyük ölçüde yoksundur ve beslenme açısından sağlık yararları bakımından bitter çikolataya göre daha sınırlıdır.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, sağlık açısından seçim yapılacaksa kakao oranı yüksek bitter çikolatanın tercih edilmesinin daha uygun olduğunu ifade etti.</p>

<p>Ölçülü tüketim en önemli kural</p>

<p>Çikolatanın faydalarının sınırsız tüketim anlamına gelmediğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, "Sağlık üzerindeki olumlu etkiler büyük ölçüde kakao oranına, flavanol miktarına ve tüketilen porsiyona bağlıdır. Çikolata aynı zamanda enerji ve yağ açısından zengin bir besin olduğundan, dengeli beslenmenin bir parçası olarak ölçülü miktarlarda ve tercihen kakao oranı yüksek ürünlerin tüketilmesi önerilmektedir" uyarısında bulundu.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, mevcut bilimsel çalışmaların kesin bir günlük tüketim miktarı önermediğini söyledi.</p>

<p>Araştırmalarda bir porsiyonun yaklaşık 30 gram olarak tanımlandığını belirten Bilen, haftada yaklaşık 2-3 porsiyon tüketimin sağlık açısından olası yararlarla ilişkilendirildiğini ifade ederek haftada 2-3 porsiyon çikolata tüketiminin yeterli olduğunu söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, "Çikolata enerji ve yağ açısından zengin bir besindir. Özellikle sütlü ve beyaz çikolataların yüksek şeker içeriği nedeniyle porsiyon kontrolü ihmal edilmemelidir. Çikolata, dengeli beslenme düzeni içerisinde küçük porsiyonlarda tüketilmeli ve günlük enerji alımına katkısı göz önünde bulundurulmalıdır " dedi.</p>

<p>Çikolata alırken etiketini okuyun</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, tüketicilerin çikolata satın alırken mutlaka etiket bilgilerini incelemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Sağlıklı bir tercih için şu kriterlere dikkat edilmesini önerdi:</p>

<p>Tercihen yüzde 70 ve üzeri kakao oranına sahip ürünler seçilmeli.</p>

<p>İlave şeker miktarı kontrol edilmeli.</p>

<p>Doymuş yağ ve toplam enerji içeriği incelenmeli.</p>

<p>Porsiyon büyüklüğü dikkate alınmalı.</p>

<p>Bilen, kakao oranı yükseldikçe flavanol miktarının arttığını, buna karşılık sütlü ve beyaz çikolatalarda şeker oranının daha yüksek olabildiğini söyledi.</p>

<p>Çocuklarda çikolata yasak değil ancak sınırlar önemli</p>

<p>Çocuklarda çikolatanın tamamen yasaklanmasının doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, aşırı tüketimin yüksek şeker içeriği nedeniyle diş çürükleri ve fazla enerji alımına yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p>Ailelere şu önerilerde bulundu:</p>

<p>Çikolata ara sıra ve küçük porsiyonlarda sunulmalı.</p>

<p>Ödül veya ceza aracı olarak kullanılmamalı.</p>

<p>Günlük beslenmede meyve, süt, yoğurt ve kuruyemiş gibi besleyici alternatiflere öncelik verilmeli.</p>

<p>Kronik hastalığı olanlar bireysel planlama yapmalı</p>

<p>Diyabet, obezite ve kalp-damar hastalığı bulunan bireylerde çikolata tüketiminin kişiye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Bilen, özellikle diyabetli bireylerin çikolata tüketimini günlük karbonhidrat planı içerisinde değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>"Çikolata tüketimine ilişkin kararlar; hastalığın tipi, kullanılan ilaçlar, kan şekeri kontrolü ve bireyin genel beslenme planı dikkate alınarak diyetisyen tarafından bireyselleştirilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Çikolatayı ne zaman tüketmeli?</p>

<p>Çikolatanın günün hangi saatinde tüketilmesinin daha faydalı olduğuna ilişkin bilimsel kanıtların henüz yeterli olmadığını belirten Bilen, aynı şekilde hangi besinlerle birlikte tüketilmesi gerektiği konusunda da kesin öneriler bulunmadığını söyledi.</p>

<p>Mevcut verilerin; tüketim saatinden ziyade porsiyon kontrolü, kakao oranı yüksek ürün seçimi ve genel beslenme düzeninin çok daha önemli olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.</p>

<p>Çikolatadan vazgeçmek değil, doğru tercih yapmak önemli</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, çikolatanın dengeli beslenme içerisinde tamamen yasaklanması gereken bir besin olmadığını ancak doğru ürün seçimi ve ölçülü tüketimin sağlık açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Bilen, "Kakao oranı yüksek bitter çikolata, dengeli beslenme düzeninin küçük bir parçası olarak tüketildiğinde sağlık açısından bazı faydalar sağlayabilir. Ancak çikolatanın yüksek enerji içeren bir besin olduğu unutulmamalı; porsiyon kontrolü her zaman ön planda tutulmalıdır" dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/7-temmuz-dunya-cikolata-gunu-uzmanindan-saglikli-tuketim-rehberi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/7-temmuz-dunya-cikolata-gunu-uzmanindan-saglikli-tuketim-rehberi/65575</link>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:12:06 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından anne adaylarına sıcak hava uyarısı: Erken doğum riski artıyor</title>
                                    <description>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, aşırı sıcakların gebelikte erken doğum riskini yüzde 26’ya kadar artırabileceğini belirterek, anne adayları için hayati uyarı ve önerilerde bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, aşırı sıcakların gebelikte erken doğum riskini yüzde 26’ya kadar artırabileceğini belirterek, anne adayları için hayati uyarı ve önerilerde bulundu.</p>

<p>Avrupa, bu yaz tarihinin en sıcak dönemlerinden birini yaşarken, birçok ülkede termometreler rekor seviyeleri gösteriyor. Aşırı sıcaklara bağlı sağlık sorunları her geçen gün artarken, uzmanlar sıcak hava dalgalarının yalnızca yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireyler için değil, anne adayları için de önemli riskler oluşturduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’de de temmuz ayıyla birlikte etkisini artırması beklenen sıcak hava nedeniyle gebelerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Liv Hospital Ulus Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, alınacak basit önlemlerle hem anne hem de bebeğin sağlığının korunabileceğini söyledi.</p>

<p>"Gebelikte vücut ısısı doğal olarak artıyor"</p>

<p>Gebeliğin kadın vücudunun fizyolojik olarak en yoğun çalıştığı dönemlerden biri olduğunun altını çizen Op. Dr. Selin Çetinkal, "Bebeğin büyümesiyle birlikte annenin metabolizması hızlanır, dolaşım sistemi daha fazla çalışır ve kalp daha fazla kan pompalar. Bu süreçte vücut ısısı da doğal olarak yükselir. Bu nedenle anne adayları, sıcak havalarda vücut sıcaklığını dengelemekte gebe olmayan kadınlara göre daha fazla zorlanır. Özellikle yüksek nemle birlikte seyreden sıcaklıklar, vücudun serinleme mekanizmalarını zorlayarak sağlık sorunlarının görülme riskini artırabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Bilimsel çalışmalar erken doğum riskine dikkat çekiyor"</p>

<p>Son yıllarda iklim değişikliği ile gebelik sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimsel çalışmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu hatırlatan Op. Dr. Çetinkal, "2025 yılında Nature Medicine dergisinde yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme, sıcak hava maruziyetinin gebelik üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Araştırmaya göre ortam sıcaklığındaki her 1 santigrat derecelik artış erken doğum riskini yaklaşık yüzde 4 artırırken, sıcak hava dalgaları sırasında bu risk yüzde 26’ya kadar yükselebiliyor. Ayrıca düşük doğum ağırlığı, ölü doğum, gebelik hipertansiyonu, gestasyonel diyabet ve bazı doğumsal anomaliler açısından da risk artışı bildiriliyor" açıklamalarında bulundu.</p>

<p>Sıcak hava erken doğumu nasıl tetikliyor?</p>

<p>"Yüksek sıcaklıklar öncelikle anne adayında sıvı kaybına neden oluyor" diyen Op. Dr. Çetinkal, "Dehidratasyon, rahim kasılmalarını tetikleyebilen hormonların salgılanmasını artırabiliyor. Bunun yanında sıcaklık, plasentaya giden kan akımını olumsuz etkileyebiliyor ve vücutta inflamasyonu artırabiliyor. Gece boyunca devam eden yüksek sıcaklık ise uyku kalitesini bozarak hem anne hem de bebek üzerinde ek stres oluşturuyor. Tüm bu mekanizmalar özellikle gebeliğin son aylarında erken doğum riskini artırabiliyor" dedi.</p>

<p>"Sadece erken doğum değil, anne sağlığı da risk altında"</p>

<p>Aşırı sıcakların yalnızca erken doğum riskini artırmakla kalmadığını vurgulayan Op. Dr. Çetinkal, "Yaz aylarında anne adaylarında tansiyon düşüklüğü, bayılma, çarpıntı, baş ağrısı ve ciddi sıvı kaybı daha sık görülebiliyor. Uzun süre güneş altında kalmak veya yeterince sıvı tüketmemek hem annenin hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor" diye konuştu.</p>

<p>"Gebeler yaz aylarında bu önlemleri almalı"</p>

<p>Anne adaylarının sıcak havalarda bazı basit ancak etkili önlemleri ihmal etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Çetinkal, şöyle devam etti: "Günün en sıcak saatleri olan 11.00-16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı. Susamayı beklemeden gün boyunca düzenli olarak bol su tüketilmeli. Açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli. Fiziksel aktiviteler sabah erken veya akşam serin saatlerde yapılmalı. Ev ortamı serin tutulmalı; gerektiğinde klima veya vantilatörden yararlanılmalı. Dengeli ve yeterli beslenmeye özen gösterilmeli."</p>

<p>"Yüksek riskli gebeler daha dikkatli olmalı"</p>

<p>Özellikle çoğul gebelik taşıyanlar, hipertansiyon veya diyabeti bulunanlar, obezitesi olanlar ve daha önce erken doğum öyküsü yaşayan kadınların sıcak hava dönemlerinde doktorlarının önerilerine daha titizlikle uyması gerektiğini belirten Op. Dr. Çetinkal, "Bu gruptaki gebelerde sıcak hava nedeniyle gelişebilecek komplikasyonların yakından takip edilmesi büyük önem taşıyor" dedi.</p>

<p>"İklim değişikliği gebelik sağlığını da etkiliyor"</p>

<p>İklim değişikliği artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. Önümüzdeki yıllarda sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun süre etkili olmasının beklendiğini belirten Op. Dr. Selin Çetinkal, gebelerin korunmasının hem bireysel önlemler hem de sağlık sistemlerinin alacağı tedbirlerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Çetinkal, "Gebelik doğal bir süreçtir; ancak aşırı sıcaklar bu süreci gereksiz yere zorlaştırabilir. Basit ama etkili önlemlerle hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını korumak mümkündür. Özellikle yaz aylarında sıvı tüketimine dikkat edilmesi, güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması ve herhangi bir şikâyet geliştiğinde vakit kaybetmeden kadın doğum uzmanına başvurulması büyük önem taşımaktadır" dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/uzmanindan-anne-adaylarina-sicak-hava-uyarisi-erken-dogum-riski-artiyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/uzmanindan-anne-adaylarina-sicak-hava-uyarisi-erken-dogum-riski-artiyor/65566</link>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:05:07 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz aylarında besin zehirlenmesine dikkat: Uzmanlardan kritik uyarılar</title>
                                    <description>Sıcak havalarda artan besin zehirlenmeleri konusunda uyarılarda bulunan Doç. Dr. Firdevs Aksoy, sadece gıdaların değil, saklama kaplarının ve kaynak kontrolü yapılmamış suların da risk oluşturduğunu vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havalarda artan besin zehirlenmeleri konusunda uyarılarda bulunan Doç. Dr. Firdevs Aksoy, sadece gıdaların değil, saklama kaplarının ve kaynak kontrolü yapılmamış suların da risk oluşturduğunu vurguladı.</p>

<h3>Yaz aylarında besin zehirlenmelerine karşı kritik uyarılar</h3>

<p>Havaların ısınmasıyla birlikte gıda ve su tüketiminde yaşanan dikkatsizlikler, ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Doç. Dr. Firdevs Aksoy, besin zehirlenmelerinin sadece taze sebze ve meyvelerle sınırlı olmadığını, hatalı saklanan konservelerden uygunsuz pişirme yöntemlerine kadar geniş bir yelpazede risk taşıdığını ifade etti.</p>

<h3>Sadece gıda değil, pişirme gereçleri de riskli</h3>

<p>Besin zehirlenmesinin sadece yenilen ürünle ilgili olmadığını belirten Doç. Dr. Aksoy, şu önemli noktalara dikkat çekti:</p>

<ul>
	<li>
	<p><b>Saklama ve Pişirme:</b> Gıdaların saklandığı kaplar, pişirme esnasında kullanılan materyaller ve bunlardaki kimyasallar zehirlenmeye yol açabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><b>Taze Ürünler:</b> Taze meyve ve sebzelerin topraktan arındırılması, yıkanması ve saklanma koşulları büyük önem taşıyor.</p>
	</li>
	<li>
	<p><b>Su Kaynakları:</b> Kontrol edilmemiş sular, besin zehirlenmelerinde önemli bir bulaş kaynağı olarak değerlendirilmelidir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><b>Pişirme Süreleri:</b> Az pişmiş gıdalar, özellikle hayvansal ürünlerde mikroorganizma riskini artırır.</p>
	</li>
</ul>

<h3>"Bitkisel gıdaların tüketiminde aşırıya kaçmayın"</h3>

<p>Doğadan toplanan otların ve mantarların tüketimi konusunda vatandaşları uyaran Aksoy, "Bilmediğimiz veya içeriğinden emin olmadığımız bitkisel maddeler karaciğer ve böbrekler üzerinde ciddi hasarlar bırakabilir. Özellikle iki veya daha fazla bitkisel gıdanın aynı anda tüketilmesini önermiyoruz. Ayrıca mantar zehirlenmeleri ölümcül sonuçlar doğurabilir" dedi.</p>

<h3>İshal ve kusmaya karşı önlem alın</h3>

<p>Besin zehirlenmelerinde özellikle yaşlılar ve çocuklarda görülen şiddetli ishal, kusma ve bulantının aşırı sıvı kaybına (dehidratasyon) yol açarak böbrek ve karaciğer yetmezliğini tetikleyebileceğini belirten Doç. Dr. Aksoy, tüketilen her gıdada "azı karar, çoğu zarar" prensibinin benimsenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/yaz-aylarinda-besin-zehirlenmesine-dikkat-uzmanlardan-kritik-uyarilar.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/yaz-aylarinda-besin-zehirlenmesine-dikkat-uzmanlardan-kritik-uyarilar/65551</link>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:24:45 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz aylarında havuz keyfi kabusa dönmesin: Havuz sistiti nedir?</title>
                                    <description>Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Gürkan Özkan, yaz aylarında hijyen kurallarına uyulmayan havuzların idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini belirterek, ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve duş alınması konusunda uyardı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Gürkan Özkan, yaz aylarında hijyen kurallarına uyulmayan havuzların idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini belirterek, ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve duş alınması konusunda uyardı.</p>

<p>Yaz aylarında serinlemek için tercih edilen yüzme havuzlarının gerekli hijyen şartları sağlanmadığında bazı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabildiğini belirten Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Gürkan Özkan, halk arasında "havuz sistiti" olarak bilinen idrar yolu enfeksiyonu hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p>"İdrar yaparken yanma en sık görülen belirti"</p>

<p>Havuz sistitinin, mesanenin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ve özellikle kadınlarda daha sık görülen bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Özkan, "Tek başına havuz suyu enfeksiyona neden olmasa da yeterince dezenfekte edilmeyen havuzlar, uzun süre ıslak mayo ile kalınması ve kişisel hijyen eksikliği enfeksiyon riskini artırabilir. En yaygın belirti idrar yaparken yanma ve sızı hissidir. Bunun yanında sık idrara çıkma, her seferinde az miktarda idrar yapma, ani idrar ihtiyacı, kasık ve alt karın bölgesinde ağrı, bulanık veya kötü kokulu idrar ile bazı hastalarda idrarda kan görülmesi de karşılaşılan belirtiler arasındadır" diye konuştu.</p>

<p>Enfeksiyonun ilerlemesi halinde ateş, titreme, mide bulantısı, halsizlik ve bel ağrısı gibi şikayetlerin ortaya çıkabileceğini belirten Özkan, bu belirtilerin enfeksiyonun böbreklere yayılmış olabileceğinin göstergesi olabileceğini, bu durumda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>"Kadınlar ve çocuklar daha yüksek risk altında"</p>

<p>Kadınlar, çocuklar, hamileler, menopoz dönemindeki bireyler, diyabet hastaları, bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler ile sık idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerin havuz sistiti açısından daha yüksek risk taşıdığına dikkat çeken Özkan, idrar yollarında taş veya tıkanıklık bulunmasının ve erkeklerde prostat hastalıklarının da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Havuz sistitinin tanısının hekim muayenesiyle birlikte yapılan idrar tahlili ve gerektiğinde idrar kültürüyle konulduğunu belirten Dr. Özkan, bakteriyel enfeksiyonlarda uygun antibiyotik tedavisinin uygulandığını, bol su tüketiminin ise iyileşme sürecine katkı sağladığını belirterek, antibiyotiklerin mutlaka hekim önerisiyle kullanılması ve tedavinin yarıda bırakılmaması tavsiyesinde bulundu.</p>

<p>"Islak mayoyla uzun süre kalmayın"</p>

<p>Havuz sistitinden korunmak için temizliği ve klor dengesi düzenli kontrol edilen havuzların tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Özkan, "Havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayo mümkün olan en kısa sürede değiştirilmelidir. Havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra duş almak, kişisel hijyen kurallarına dikkat etmek, ortak havlu ve kişisel eşyaları kullanmamak, gün içerisinde yeterli miktarda su tüketmek ve idrarı uzun süre tutmamak enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Ayrıca yüzme sonrasında idrar yapmak, idrar yoluna ulaşabilecek mikroorganizmaların vücuttan uzaklaştırılmasına katkı sağlayabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Basit önlemlerle büyük ölçüde önlenebilen havuz sistitinin belirtilerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Özkan, erken tanı ve doğru tedavi sayesinde enfeksiyonun kısa sürede kontrol altına alınabileceğini ve böbreklere yayılması gibi ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/yaz-aylarinda-havuz-keyfi-kabusa-donmesin-havuz-sistiti-nedir.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/yaz-aylarinda-havuz-keyfi-kabusa-donmesin-havuz-sistiti-nedir/65520</link>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 09:04:20 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Aylarında Cilt Bariyerinizi Korumak İçin 5 Altın İpucu</title>
                                    <description>Yaz aylarında güneş, klor ve ter gibi etkenler cilt bariyerine zarar verebiliyor. Uzm. Dr. Münevver Meltem Hüdaverdi, kızarıklık ve kuruluk gibi şikayetleri önlemek için doğru bakımın önemini anlattı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında güneş, klor ve ter gibi etkenler cilt bariyerine zarar verebiliyor. Uzm. Dr. Münevver Meltem Hüdaverdi, kızarıklık ve kuruluk gibi şikayetleri önlemek için doğru bakımın önemini anlattı.</p>

<p>Kızarıklık, yanma, kaşıntı ve kuruluk Yaz aylarında birçok kişinin yaşadığı bu şikâyetlerin altında cilt bariyerinin bozulması yatabiliyor. Medipol Koşuyolu Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Münevver Meltem Hüdaverdi, özellikle güneş, havuz, deniz ve yanlış cilt bakımının cildin doğal savunma mekanizmasını zayıflatabileceğini söyledi</p>

<p>Cildin en güçlü savunma kalkanıdır</p>

<p>Cilt bariyerinin dış etkenlere karşı koruyucu bir görev üstlendiğini belirten Dr. Hüdaverdi, "Cilt bariyeri; ultraviyole ışınları, mikroorganizmalar ve kimyasallar gibi dış etkenlere karşı cildi koruyan en önemli savunma mekanizmasıdır. Özellikle yoğun güneş maruziyeti, havuz ve deniz sonrası cildin yeterince klor ve tuzdan arındırılmaması, parfümlü ve yoğun kimyasal içerikli ürünlerin kullanımı ile aşırı terleme cilt bariyerinin bozulmasına neden olabiliyor" dedi.</p>

<p>Kızarıklık ve kaşıntı cildin verdiği uyarı</p>

<p>Cilt bariyeri bozulduğunda bazı belirtilerin ortaya çıktığını ifade eden Dr. Hüdaverdi, "Kızarıklık, kaşıntı, hassasiyet, yanma, batma hissi ve pullanma cildin verdiği önemli uyarılar arasında yer alıyor.</p>

<p>Ayrıca atopik dermatit, kontakt egzama ve rozasea gibi kronik cilt hastalıklarında da cilt bariyerinin bozulmasıyla birlikte alevlenmeler görülebiliyor" diye konuştu.</p>

<p>Nemlendirme ve güneş korumayı ihmal etmeyin</p>

<p>Yaz aylarında cilt bariyerini korumak için günlük bakımın önemine dikkat çeken Dr. Hüdaverdi, "Yaz boyunca 50 faktörlü güneş koruyucu kullanılmalı, çok sıcak suyla duş alınmamalı ve cilt nazik temizleyicilerle arındırılmalıdır. Sert peelinglerden, kese uygulamalarından ve gereğinden sık duş almaktan kaçınılmalıdır.</p>

<p>Gliserin, seramid, pantenol ve hyalüronik asit içeren nemlendiriciler cilt bariyerini destekleyen önemli ürünlerdir. Eğer belirtiler şiddetlenirse mutlaka dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/yaz-aylarinda-cilt-bariyerinizi-korumak-icin-5-altin-ipucu.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/yaz-aylarinda-cilt-bariyerinizi-korumak-icin-5-altin-ipucu/65477</link>
                <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 11:12:20 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin Tümörü Sonrası Yeni Umut: 3 Boyutlu Yazıcıyla Üretilen İmplantla Yeniden Doğal Görünüm</title>
                                    <description>Trabzon&#039;da beyin tümörü ameliyatı sonrası alın bölgesinde deformasyon oluşan öğretmen Özlem Akıntürk, KTÜ Farabi Hastanesi&#039;nde üretilen 3 boyutlu kişiye özel implantla sağlığına ve doğal görünümüne kavuştu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Trabzon'da beyin tümörü ameliyatı sonrası alın bölgesinde deformasyon oluşan öğretmen Özlem Akıntürk, KTÜ Farabi Hastanesi'nde üretilen 3 boyutlu kişiye özel implantla sağlığına ve doğal görünümüne kavuştu.</p>

<p>Trabzon’da yaşayan öğretmen Özlem Akıntürk, yaklaşık 1,5 yıl önce şiddetli baş ağrısı şikayetiyle hastaneye başvurdu. Yapılan manyetik rezonans (MR) görüntülemesinde beyninde tümör tespit edilen Akıntürk, Ankara’da geçirdiği beyin tümörü ameliyatıyla sağlığına kavuştu. Ancak operasyon sırasında alın bölgesindeki kemiğin çıkarılması nedeniyle yüzünde belirgin bir çöküntü oluştu. Ameliyatın ardından aynaya baktığında ve fotoğraflarında alın bölgesindeki deformasyonu gören Akıntürk, yaşadığı estetik kaygıyı gidermek için çözüm arayışına başladı. İnternet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucu Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Muhammet Uraloğlu’na başvurdu.</p>

<p>Prof. Dr. Muhammet Uraloğlu ve ekibi tarafından yapılan ayrıntılı değerlendirmelerde, alın bölgesindeki kemik kaybı tomografi görüntüleri ve üç boyutlu modelleme teknolojisiyle analiz edildi. Hastadaki eksik doku ve kemik yapısı dijital ortamda yeniden oluşturularak Özlem Akıntürk’e özel implant tasarlandı. KTÜ bünyesinde faaliyet gösteren Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde kısa sürede üretilen kişiye özel implant, planlanan cerrahi operasyonla başarıyla hastaya uygulandı. Başarılı operasyonun ardından alın bölgesindeki deformasyon büyük ölçüde giderilirken, Akıntürk hem doğal görünümüne kavuştu hem de ameliyat sonrası yaşadığı estetik kaygılardan kurtuldu.</p>

<p>"Birebir ölçülerle implantlar yapıyoruz"</p>

<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Muhammet Uraloğlu, hastanın beyin tümörü ameliyatı sonrası alın bölgesinde oluşan deformasyon nedeniyle kendilerine başvurduğunu belirterek, "Hastamız ameliyat sonrası alın bölgesindeki bir deformite ile geldi. Alın bölgesinde çukurluk ve şekil bozukluğu vardı. Hastamız bize başvurunca bir değerlendirme yaptık. Aynı diş implantı gibi 3 boyutlu yazıcılarla birebir ölçülerle implantlar yapıyoruz. Hastanın ihtiyacı ve boşluğu neredeyse orayı tamamlayacak şekilde implant uygulaması yapıyoruz" dedi.</p>

<p>"Bu yöntemi yaklaşık 2 senedir uyguluyoruz"</p>

<p>Hastaya özel üretim gerçekleştirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Uraloğlu, "Hastamızın kafatasından bir model çıkartıyoruz. Ortaya çıkan modelde hastamızın daha önceki ameliyatından kalan sekelleri var. Alın bölgesindeki kemik parçası kaldırılınca bir kayıp olmuş. Alın bölgesindeki kayıptan dolayı çukur ve şekil bozukluğu olmuştu. Boşluğu tamamlayacak uygulama yaptık. Birebir ölçüde implant uygulamasıyla hastamızın şikayetini tamamen ortadan kaldırdık" diye konuştu.</p>

<p>Ameliyatın uzun sürmediğini kaydeden Prof. Dr. Uraloğlu, "Bu uzun bir ameliyat değil. Daha önceki ameliyattan dolayı yara izleri vardı. Önceki ameliyat izlerinden girerek boşluğu ortadan kaldırdık. Çok hassas bir üretim yapıldı. Alnın yanlarındaki minik bir implantı yapmak diş protezinden daha zor. Orijinal bir kafatası şekline getirdik" şeklinde konuştu.</p>

<p>Yaklaşık iki yıldır bu yöntemi uyguladıklarını belirten Prof. Dr. Uraloğlu, "Bu yöntemi yaklaşık 2 senedir uyguluyoruz. Üniversitemiz bünyesindeki METAM’da böyle bir merkez açılınca üretime geçtik. Ankara’nın doğusunda bu yöntemi kullanan yok" dedi.</p>

<p>"Eski fotoğraflarım bu ameliyatı olmam gerektiğini söylüyordu"</p>

<p>Öğretmen Özlem Akıntürk (34) ise, yaklaşık 1,5 yıl önce geçirdiği beyin tümörü ameliyatının ardından alnında oluşan çöküklük nedeniyle zorlu bir süreç yaşadığını belirterek, KTÜ Farabi Hastanesi’nde uygulanan kişiye özel implant sayesinde yeniden doğal görünümüne kavuştuğunu söyledi. Akıntürk, "Baş ağrısı sebebiyle nöroloji doktoruna gittim. MR çekildim ve beynimde tümör olduğunu öğrendim. Kısa süre sonra Ankara’ya giderek beyin tümörü ameliyatı oldum. Bu ameliyattan sonra alnımda bir çöküklük kaldı. 1 yıl geçtikten sonra Muhammet Hoca’ya başvurdum. Bu tarz çöküklüklerde nasıl bir işlem uygulandığını araştırdım. Böyle bir yöntemin yapıldığı öğrendim ama Trabzon’da yapılıp yapılmadığını bilmiyordum. Muhammet Hoca’nın yanına geldiğimde yapıldığını öğrenince sevindim. Ameliyatı olmaya karar verdim ama endişelerim vardı. Beyin ameliyatından sonra çok zor günler geçirdim. Çok şükür bir sıkıntı yaşamadım. Beyin ameliyatıma göre çok daha kolay geçti. Muhammet Hoca bu ameliyatın beyin ameliyatı kadar riskli olmayacağını söylemişti. Güzel olacağını tahmin ediyordum. Gerçekten düşündüğüm gibi oldu. İyileşme süreci çok hızlı gelişti. Bir hafta içerisinde ödemler inmişti. 3-4 gün içerisinde ağrılar gitti ve iyileşme sürecine girdim. Eski fotoğraflarım bu ameliyatı olmam gerektiğini söylüyordu. Sürekli eski fotoğraflarıma bakarak ameliyat olmaya karar verdim. O çöküklük hiç hoşuma gitmemişti. Çok memnunum" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/beyin-tumoru-sonrasi-yeni-umut-3-boyutlu-yaziciyla-uretilen-implantla-yeniden-dogal-gorunum.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/beyin-tumoru-sonrasi-yeni-umut-3-boyutlu-yaziciyla-uretilen-implantla-yeniden-dogal-gorunum/65466</link>
                <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 09:46:37 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Gebelikte Kritik 35 Yaş Tehlikesi: Yumurtalık Rezervi Azalıyor, Takiplere Dikkat!</title>
                                    <description>Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Üstün, gebelik planlaması ve menopoz süreçlerine dair hayati uyarılarda bulundu. Geç evliliklerin çocuk sahibi olmayı zorlaştırdığını ve 35 yaşından sonra yumurtalık rezervinin azaldığını tescil eden Üstün, sigara kullanımının menopozu 1,5 ila 2 yıl öne çektiğini açıkladı. Gebelikte düzenli takibin, dış gebelik gibi hayati risklerin önlenmesinde kritik rol oynadığını belirten Üstün, hamilelik döneminde zayıflama diyetlerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Üstün, gebelik planlaması ve menopoz süreçlerine dair hayati uyarılarda bulundu. Geç evliliklerin çocuk sahibi olmayı zorlaştırdığını ve 35 yaşından sonra yumurtalık rezervinin azaldığını tescil eden Üstün, sigara kullanımının menopozu 1,5 ila 2 yıl öne çektiğini açıkladı. Gebelikte düzenli takibin, dış gebelik gibi hayati risklerin önlenmesinde kritik rol oynadığını belirten Üstün, hamilelik döneminde zayıflama diyetlerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Gebelikte öncesi planlama ve sonrasında takip süreçlerinin anne ile bebek sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu söyleyen uzmanlar, önemli uyarılarda bulundu. Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Üstün problemlerin erken tespitiyle kimi sorunların giderilebildiğini aktarırken menopoz süreçlerine ilişkin de bilgi verdi. Yıllık kadın doğum muayenesinin gerekliliği ve gebelikte dikkat edilmesi gerekenlere vurgu yapan Üstün, önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<p>"35 yaş üzerinde yumurtalık rezervinin azaldığını ortaya koymuş vaziyetteyiz"</p>

<p>‘Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de doğurganlık hızı azalmış vaziyette’ diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Üstün, "Geç evlilikler, geç doğumlara yol açıyor, çocuk sahibi olamamayla da karşı karşıya kalabiliyorlar. 35 yaş üzerinde yumurtalık rezervi dediğimiz, deposundaki o yumurtaların azaldığını bilimsel olarak ortaya koymuş vaziyetteyiz. Menopozda çevresel faktörler çok önemli. En önemli sıkıntılardan bir tanesi; sigara içimi. Sigara menopozu 1,5-2 yıl erkene çekmekte. Çevreden aldığımız radyasyon ya da otoimmün birtakım problemler erken menopozu ortaya çıkarabiliyor. Menopoza girdikten sonra süreci daha konforlu, yaşanabilir hale getirebiliriz. Bunun için tedaviler uygulanabilir. Kalsiyum, D vitamini destekleri alınabilir. Yaşam tarzı değişiklikleriyle özellikle obezitenin önüne geçmek çok önemli bir hedef olmalı. Obezite de olumsuz etkileyecek bir faktör" dedi.</p>

<p>"Gebelikte mutlaka takipte olmak gerekiyor"</p>

<p>‘Gebelikte en büyük problemlerden bir tanesi; takiplere yeterli riayet edilmemesi’ diyerek sözlerine devam eden Üstün, "Gebelik saptanmadan hekime başvurup herhangi bir problem olup olmadığı, önlem alınıp alınmayacağı belirlenmeli. Folik asit başlanması özellikle bebeğin sırtındaki açıklıkların önüne geçmek için verdiğimiz bir vitamin desteği, mutlaka gebelik öncesi başlıyoruz, ilk 12 hafta devam ediyoruz. Takiplerde tansiyon ölçümü, ultrasonografi ile bebeğin saptanması, gebeliğin rahmin içinde mi, dışında mı olduğunu belirlemek için mutlaka görmemiz gerekiyor. Dış gebelik dediğimiz hayatı riske edecek tanılarla da karşılaşabiliyoruz. Bunları giderebilmek için mutlaka takipte olmak gerekiyor" dedi.</p>

<p>"Zayıflamak için yapacağımız işlemleri gebeyken yapmayacağız"</p>

<p>Sözlerini sürdüren Üstün, "Takip sırasında gebeliğin özellikle belirli haftalarında yapacağımız tetkikler de hem annenin hem de bebeğin sağlıklı ilerlemesi ve doğumun sağlıklı sonuçlanması için şart. 11-14’üncü haftalarda ense kalınlığına ultrasonografiyle bakıyoruz. Down sendromu taraması çok önemli, ense kalınlığına, burun kemiğine, olup olmamasına, kanda 2 hormon testine bakarak 2’li testi ekleyerek ultrasonla kombine testi yapmış oluyoruz. Bununla bebeğinin down sendromu olma ihtimalini belirliyoruz. Son yıllarda anne kanında bebek DNA’sı bakılabiliyor. Biz kombine test ile yüzde 90 oranında down sendromunu yakalarken anne kanında DNA değerlendirmesi yüzde 99,9 yakalama oranına sahip. Dengeli beslenmek çok önemli, gebelerin kalsiyum, protein ağırlıklı beslenmesi gerekiyor. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyi asla önermiyoruz. Kilo alımının optimal koşullarda olmasını öneriyoruz. Zayıflamak için yapacağımız işlemleri gebeyken yapmayacağız, onları doğurduktan sonra yapacağız" şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/gebelikte-kritik-35-yas-tehlikesi-yumurtalik-rezervi-azaliyor-takiplere-dikkat.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/gebelikte-kritik-35-yas-tehlikesi-yumurtalik-rezervi-azaliyor-takiplere-dikkat/65422</link>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 10:48:41 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yetişkinlerde Gizli Tehlike DEHB: Sürekli Sıkılma Hissi Ve İş Değiştirme Belirti Olabilir</title>
                                    <description>Liv Hospital Gaziantep Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Mustafa Çelik, çocukluk çağında gözden kaçan ya da tedavisi yarım kalan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) yetişkinlikte iş, evlilik ve sosyal hayatı derinden etkilediğini belirtti. Unutkanlık, dürtüsellik ve sürekli sıkılma gibi semptomlarla kendini gösteren bu nörogelişimsel bozukluğun kişiye özel ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle başarıyla tedavi edilebildiğini tescil etti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Gaziantep Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Mustafa Çelik, çocukluk çağında gözden kaçan ya da tedavisi yarım kalan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) yetişkinlikte iş, evlilik ve sosyal hayatı derinden etkilediğini belirtti. Unutkanlık, dürtüsellik ve sürekli sıkılma gibi semptomlarla kendini gösteren bu nörogelişimsel bozukluğun kişiye özel ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle başarıyla tedavi edilebildiğini tescil etti.</p>

<h3>Yetişkinlerde DEHB Yaşam Kalitesini Düşürüyor: Uzm. Dr. Mustafa Çelik’ten Erken Tanı Ve Tedavi Çağrısı</h3>

<p>Nöropsikiyatri, nörogelişimsel bozukluklar, erişkin DEHB epidemiyolojisi, bilişsel davranışçı terapi protokolleri ve sirkadiyen zihinsel performans rasyoları kaynaklarından edinilen bilgilere göre; çocukluk periyodunda klinik tanısı tescil edilmemiş veya yarıda bırakılmış Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), yetişkinlik evresinde bireylerin yürütücü işlev mekanizmalarını bozarak makro düzeyde sosyo-ekonomik ve psikolojik hasarlara yol açabilmektedir. Bu klinik parametreler doğrultusunda, <b>Liv Hospital Gaziantep Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Mustafa Çelik</b>, erişkin popülasyonda gözlenen DEHB semptomlarının iş, eğitim, evlilik ve sosyal adaptasyon süreçleri üzerindeki yıkıcı etkilerini analiz ederek sirkadiyen tedavi modellerini kamuoyuyla paylaştı.</p>

<h3>Dikkat Dağınıklığı Ve Sirkadiyen Zaman Yönetimi Krizi</h3>

<p>Yetişkin DEHB olgularının en belirgin klinik yansımasının kronik dikkat dağınıklığı olduğunu tescil eden Uzm. Dr. Mustafa Çelik, bireylerin dopaminerjik sistem uyarımı sağlayan ilgi çekici aktivitelerde odaklanma sorunu yaşamazken; uzun süreli toplantılar, akademik eğitimler veya rutin kurumsal görevlerde sirkadiyen konsantrasyon kaybına uğradıklarını bildirdi. Dr. Çelik, erişkin klinik evresinde en sık tescil edilen semptomatik rasyoları şu şekilde sıraladı:</p>

<ul>
	<li>
	<p><b>Günlük İşlev Deformasyonları:</b> Kronik unutkanlık dalgalanmaları, kişisel envanter ve eşyaları sıkça kaybetme, ajanda ve randevu takvimlerini yönetememe problemleri.</p>
	</li>
	<li>
	<p><b>Dürtüsellik Riski:</b> Prefrontal korteks kontrol zayıflığına bağlı olarak sirkadiyen anlık kararlar alma, finansal veya ilişkisel dürtüsel adımlar atma ve sonrasında gelişen makro pişmanlık tabloları.</p>
	</li>
</ul>

<h3>Sürekli Sıkılma Hissi İş Ve Evlilik Hayatını Tehdit Ediyor</h3>

<p>DEHB’nin yalnızca basit bir odaklanma problemi olarak mikro düzeyde ele alınmaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Mustafa Çelik, sendromun en radikal bileşenlerinden birinin "sürekli sıkılma hissi" olduğunu tescil etti. Bu hissiyatın bireyleri sirkadiyen bir tatminsizliğe sürüklediğini belirten Dr. Çelik, hastaların kurumsal iş ortamlarında uzun süre sebat edemediklerini, sık sık kariyer koridoru değiştirerek potansiyellerinin altında kaldıklarını ve benzer şekilde ikili ilişkiler ile evlilik hatlarında sürdürülebilirlik krizleri yaşadıklarını aktardı.</p>

<h3>Tanı Gecikmesi Depresyon Ve Madde Bağımlılığını Tetikliyor</h3>

<p>Erişkin DEHB semptomlarının zamanında psikiyatrik envanterlerle tescil edilmemesi durumunda, bireyde kronikleşen bir başarısızlık algısının yerleştiğini ifade eden Uzm. Dr. Mustafa Çelik, bu tablonun yol açabileceği komorbid (eşlik eden) psikiyatrik anomalilere dair şu uyarılarda bulundu:</p>

<blockquote>
<p><b>Gaziantep Liv Hospital Psikiyatri Ve Nörogelişim Klinik Bildirisi:</b> "Zamanında medikal müdahale tescil edilmeyen DEHB süreçleri, bireyin gerçek entelektüel ve mesleki potansiyelini baskılamaktadır. Sürekli engellenmişlik ve kronik sıkıntı hissi; klinik depresyon, yaygın kaygı bozuklukları ve maalesef asimetrik bir kaçış mekanizması olarak madde kullanım eğilimini makro düzeyde tırmandırmaktadır. Dolayısıyla, sirkadiyen yaşam ritminde bu semptomları gösteren yetişkin bireylerin, sekonder psikiyatrik patolojiler yerleşmeden önce mutlaka kapsamlı bir psikiyatri muayenesinden geçmesi sirkadiyen sağlık adına kritiktir."</p>
</blockquote>

<h3>Kişiye Özel Multidisipliner Tedavi Protokolü</h3>

<p>Yetişkin DEHB tablosunun tescilli ve tedavi edilebilir nörobiyolojik bir süreç olduğunu anımsatan Uzm. Dr. Mustafa Çelik, klinikte uygulanan terapötik algoritmanın kişiye özel modifiye edildiğini belirtti. Tedavi mimarisinde; merkezi sinir sistemini regüle eden ilaç tedavileri, bilişsel yapılandırmayı hedefleyen psikoterapi seansları ve sirkadiyen yaşam tarzı düzenlemelerinin (zaman yönetimi aparatları, uyku ve diyet optimizasyonu) müştereken istihdam edildiğini belirten Çelik, doğru klinik tanı ve optimal tedavi protokolleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi endekslerinde makro düzeyde bir tırmanış tescil edildiğini sözlerine ekledi.</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/yetiskinlerde-gizli-tehlike-dehb-surekli-sikilma-hissi-ve-is-degistirme-belirti-olabilir.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/yetiskinlerde-gizli-tehlike-dehb-surekli-sikilma-hissi-ve-is-degistirme-belirti-olabilir/65412</link>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 09:22:37 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Aylarında Aşırı Terleme Kabusuna 15 Dakikalık Çözüm: Terleme Botoksu</title>
                                    <description>Özel Denizli Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Medikal Estetik Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz, yaz aylarında artan aşırı terleme, kötü koku ve kıyafetlerde leke oluşumu gibi yaşam kalitesini düşüren problemlere karşı terleme botoksu uygulamasını önerdi. Sadece 15 dakika süren ve ter bezlerini uyaran sinirleri bloke eden bu konforlu yöntem, vücudun toksin atma dengesini bozmadan yaklaşık 6 ay boyunca etkili koruma sağlıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Özel Denizli Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Medikal Estetik Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz, yaz aylarında artan aşırı terleme, kötü koku ve kıyafetlerde leke oluşumu gibi yaşam kalitesini düşüren problemlere karşı terleme botoksu uygulamasını önerdi. Sadece 15 dakika süren ve ter bezlerini uyaran sinirleri bloke eden bu konforlu yöntem, vücudun toksin atma dengesini bozmadan yaklaşık 6 ay boyunca etkili koruma sağlıyor.</p>

<h3>Yaz Aylarında Aşırı Terleme Problemine Konforlu Çözüm: Dr. Nazan Nur Yılmaz Terleme Botoksunu Anlattı</h3>

<p>Dermatokozmetoloji, nörotoksin uygulamaları, hiperhidroz epidemiyolojisi, sirkadiyen ter bezleri fizyolojisi ve medikal estetik protokolleri kaynaklarından edinilen bilgilere göre; yaz aylarında artış gösteren atmosferik sıcaklık anomalileri, bireylerde ekrin ve apokrin ter bezlerinin aşırı uyarılmasına bağlı olarak lokalize hiperhidroz tablosunu tetikleyebilmektedir. Bu fizyolojik durum, mikro düzeyde kıyafet deformasyonlarına, makro düzeyde ise sosyal izolasyon ve öz güven kaybı gibi psikososyal problemlere yol açabilmektedir. <b>Özel Denizli Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Medikal Estetik Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz</b>, sirkadiyen konforu düşüren bu aşırı terleme olumsuzluklarının medikal estetik yöntemlerden "Terleme Botoksu" (Botulinum Toksini) enjeksiyonu ile başarılı bir şekilde bloke edilebildiğini tescil etti.</p>

<h3>15 Dakikalık İşlemle 6 Aylık Sirkadiyen Konfor</h3>

<p>Özellikle koltuk altı, el ayası ve ayak tabanı gibi lokalize alanlarda tescil edilen yoğun terlemenin, kötü koku salınımı ve tekstil ürünlerinde kalıcı lekelenmeler oluşturarak günlük yaşam ritmini bozduğunu belirten Dr. Nazan Nur Yılmaz, terleme botoksu uygulamasının operasyonel ve teknik parametrelerine dair şu verileri paylaştı:</p>

<ul>
	<li>
	<p><b>Etki Mekanizması:</b> Uygulama, enjekte edilen botulinum toksininin, ter bezlerini sirkadiyen olarak uyaran sempatik sinir uçlarındaki asetilkolin salınımını geçici süreyle bloke etmesi prensibine dayanır. Sinir iletimi kesilen ilgili bölgedeki ter üretimi mikro düzeyde minimuma indirgenir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><b>Zaman Parametresi:</b> Klinik ortamda gerçekleştirilen enjeksiyon işleminin toplam süresi yaklaşık <b>15 dakikadır</b>. Uygulama sonrasında hastalar sirkadiyen hayatlarına hiçbir kısıtlama olmaksızın anında dönüş yapabilmektedir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><b>Klinik Etki Süresi:</b> Enjeksiyonun tescil edilen blokaj etkisi, bireysel metabolizma hızına bağlı olarak <b>yaklaşık 6 ay</b> boyunca kalıcılığını korumaktadır.</p>
	</li>
</ul>

<h3>"Vücudun Toksin Atma Mekanizması Zarar Görmüyor"</h3>

<p>Kamuoyunda terleme botoksunun vücudun genel boşaltım ve toksin eliminasyon sistemine zarar verebileceğine dair yanlış algıların bulunduğunu tescil eden Dr. Yılmaz, uygulamanın fizyolojik güvenliğini şu şekilde netleştirdi:</p>

<blockquote>
<p><b>Medikal Estetik Ve Hiperhidroz Klinik Bildirisi:</b> "Terleme botoksu enjeksiyonu ile sadece hastamızın konforunu bozan çok sınırlı, lokalize bir bölgedeki ter bezlerinin aşırı aktivitesini modüle ediyoruz. Bu müdahale, insan anatomisinin genel termoregülasyon ve homeostaz mekanizmasını kesinlikle olumsuz etkilemez. Vücudumuzun geri kalan geniş yüzey alanında yer alan milyonlarca ter bezi, sirkadiyen takvimde toksinleri dışarı atmaya ve vücut ısı dengesini korumaya tam kapasiteyle devam etmektedir. Dolayısıyla prosedür, tamamen güvenli ve hedefe yönelik makro bir konfor alanıdır."</p>
</blockquote>

<p>Yaz mevsiminin getirdiği aşırı sıcaklık dalgalanmalarından önce tescil edilecek bu tür lokalize enjeksiyonların, kişilerin iş ve sosyal yaşamlarında sirkadiyen bir rahatlama sağlayacağı, klinik olarak tescillenmiş güvenli protokoller arasında yer aldığı bildirildi.</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/yaz-aylarinda-asiri-terleme-kabusuna-15-dakikalik-cozum-terleme-botoksu.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/yaz-aylarinda-asiri-terleme-kabusuna-15-dakikalik-cozum-terleme-botoksu/65385</link>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:01:27 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Karaciğerinde 13 santimetrelik tümör bulunan hasta 10 saatlik ameliyatla sağlığına kavuştu</title>
                                    <description>Karaciğerinde 13 santimetrelik tümör tespit edilen 77 yaşındaki emekli ambulans şoförü Mustafa Elçi, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen ve 10 saat süren başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğerinde 13 santimetrelik tümör tespit edilen 77 yaşındaki emekli ambulans şoförü Mustafa Elçi, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen ve 10 saat süren başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu.</p>

<p>Adıyaman’da yaşayan emekli ambulans şoförü Mustafa Elçi, ani gelişen karın ağrısı ve karaciğerde şişlik şikayeti üzerine Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Hastanede yapılan detaylı tetkiklerde Elçi’nin karaciğerinde yaklaşık 13 santimetre büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bunun üzerine hastaya 8 haftalık çok aşamalı bir tedavi süreci planlandı. İlk olarak girişimsel radyoloji işlemleriyle tümör kontrol altına alınırken, ameliyat öncesinde sağlıklı karaciğer dokusunun büyümesi sağlandı. Hazırlık sürecinin tamamlanmasının ardından Genel Cerrahi ekibi tarafından ameliyata alındı. Op. Dr. Kerem Özgü, Op. Dr. Abdullah İlbey Yetim ve Op. Dr. Hüseyin Garip’in yer aldığı ekip tarafından gerçekleştirilen yaklaşık 10 saatlik operasyonla tümörü içeren karaciğerin sağ lobu başarıyla çıkarıldı. Ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Mustafa Elçi, başarılı tedavi süreci sonrası taburcu edilirken bu tür ileri düzey karaciğer cerrahisinin Gaziantep’te başarıyla gerçekleştirilebilmesi, bölge halkı için de önemli bir umut oldu.</p>

<p>"Hastamızın karaciğerinde 12-13 santimli bir kitle tespit ettik"</p>

<p>Hastaneye başvuran 70 yaşındaki Mustafa Elçi’nin karaciğerindeki tümörün tespit edilme sürecini anlatan ve tespitin ardından Gaziantep Şehir Hastanesi Multidisipliner Tümör Konseyi kurduklarını söyleyen Op. Dr. Kerem Özgü, "Hastamız 70 yaşında ve karaciğerinin sağ tarafında büyük bir tümör ile bize başvurdu. Yaptığımız tetiklerde karaciğerinin sağ tarafında hepatoselüler karsinom dediğimiz büyük bir kitleye, 12-13 santimli bir kitle tespit ettik. Bunun üzerine Gaziantep Şehir Hastanesi Multidisipliner Tümör Konseyi oluşturuldu. Konsey burada bir tıbbi onkolog, patolog, gastroenterolog, girişimsel radyologla beraber hasta değerlendirildi. Yaptığımız bu değerlendirmede hastanın başlangıçtaki karaciğerdeki büyük kitleden dolayı ameliyat sonrasındaki kalacak karaciğer rezervinin yeterli olmayacağına karar verdik. Bu yüzden de multidisipliner olarak çok aşamalı bir cerrahi plandık. Tabii bunu yapabilmek için multidisipliner çalışmak gerekiyordu. Öncelikle hastada nebulizasyon dediğimiz karaciğerin ana damarlarından birine tıkama işlemi yapıldı. Yaklaşık 2-3 hafta sonra yine tümörün büyümesini de kontrol etmemiz gerekiyordu ve ikinci aşama olarak da bir transarteriyel kemoembolizasyon dediğimiz karaciğerdeki tümöre giden damarlardan birine tıkama işlemi yapıldı. Buraya kadar her şey yolunda gitti ve aradan bir 5-6 hafta geçtikten sonra hastayı cerrahi için hazırlamaya başladık. Tabii bu süreç bu ana kadar bizim için yorucu geçti. Hastayla hep iletişim halinde kaldık ama bundan sonraki ameliyat işi işin asıl büyüğüydü" dedi.</p>

<p>"10 saat süren başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu"</p>

<p>Başarılı geçen ameliyat sürecinden bahseden Op. Dr. Özgü, "Bu aşamada anesteziden preoperatif olarak ciddi bir destek aldık. Ameliyat sırasında da ciddi bir desteğimiz oldu. Sağ olsun Hüseyin Göksu Hocam hastanın başından bir dakika ayrılmadı. Ameliyatımız 9-10 saat sürdü ve hasta başarılı bir operasyonla ameliyat sonrası yoğun bakıma alındı. Ve yoğun bakımda ilk gün herhangi bir sıkıntımız olmadı. Ertesi gün hastayı solunum cihazından ayırdık ve ameliyattan sonra 3. günde odasını aldık. Böyle bir mutlu son olması bizi çok mutlu etti. Tabi bu ameliyatı yapabilmek, böyle 3 aşamayı yapabilmek, Gaziantep Şehir Hastanesi 2 yıl önce kuruldu. Ve o aşamadan bu aşamaya gelebilmesi, böyle multidisipliner bir şekilde çalışılabilmesi çok önemli bir olay. Çok önemli bir başarı olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Aşamalı tedaviyle karaciğer yetmezliğinin önüne geçtik"</p>

<p>Gerçekleştirilen ameliyatın zamanlamasının önemine değinen Op. Dr. Özgü, aşamalı tedaviyle karaciğer yetmezliğinin önüne geçtiklerini aktararak, "Biz ameliyatı en başta direkt, biz genişletilmiş sağ hepatektomi ameliyatı yaptık. Ameliyatı en başta direkt yapsaydık belki hastalık karaciğer yetmezliği gelişecekti. Ama bu yaptığımız aşamalı tedaviyle karaciğer yetmezliğinin önüne geçtik. Aynı zamanda tümörü kontrol altına aldık. Burada ciddi tümör konseylerinin önemi var. Yani bir tıbbi onkolog, gastroenterolog, girişimsel radyolog. Bu hocalarımızdan büyük destek gördük. Belki bu ameliyatı yapmamızda bizi cesaretlendiren hocalarımız oldu. Bütün ekibe çok teşekkür ediyorum" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>"Asıl başarımız ekip olmamız"</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Uluşan, "Hastamız, karaciğerde büyük bir kitle sebebiyle hastanemize başvurdu. Ama ameliyatın riskli olması, ileride bir karaciğer yetmezliği gelişebileceği öngörüsüyle onkoloji konseyimizde, multidispliner onkoloji konseyimizde hasta değerlendirildi. Burada ilk önce hastamızın karaciğerinin daha uygun hale getirilmesi sağlandı. Burada embolizasyon işlemi uygulandı. Ve daha sonrasında tümörün küçültülmesi için transarteriyel kemoembolizasyon işlemi uygulandı. Tümör küçüldükten sonra cerrah arkadaşlar tarafından yine konsey kararıyla ameliyat kararı alındı. Yaklaşık bir 10 saat süren uzun bir işlemden sonra hastamız sağlığına kavuştu. Yani burada asıl önemli olan, dikkatinizi çekmemiz gereken şey aslında bu işin multidispliner yöntemlerle yapıldı. İlk önce girişimsel radyoloji tarafından, sonra medikal onkologlar, daha sonra genel cerrahi ekibi, bunların yanında yine anestezi, patoloji ekipleri, gastroenteroloji ekipleriyle beraber bu işlemin gerçekleştirilmesi ve bunun sonucunda da hastayı şifayla taburcu edeceğiz inşallah" şeklinde konuştu.</p>

<p>Multidispliner bir yaklaşım ile çeşitli bölümlerden cerrahların ortak çalışması sonucu hastanın hazır hale getirildiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Uluşan, sadece cerrahların değil tüm ekibin iyi olması gerektiğini aktardı.</p>

<p>"Ameliyata girerken öleceğimi düşündüm ama doktorlarımız beni tekrar hayata döndürdü"</p>

<p>Ameliyata girerken yaşama ihtimalinin olmadığını düşündüğünü söyleyerek, yaşadığı zorlu hastalık sürecini anlatan Mustafa Elçi, "Ben emekli olduktan sonra çalışmaya başladım. Çalıştıktan sonra aradan 2-3 ay geçti. Karnımın sağ tarafımdan bir ağrı ortaya çıktı. Bir türlü anlayamadım. Hiç de doktora gitmedim. İlk defa doktora gidiyorum. Geçmişte hiç de iğne bile vurulmadım. Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvurdum. Acile girdim ilk tetkiklerde şeker, tansiyon denildi. Ardından doktor geldi ve karnımı muayene etti. Beni film çektirmeye gönderdi. Film sonuçlarım çıktığında bana tekrar gün verdi. Geldiğimde karaciğeri bağlamamız lazım, kestirmemiz lazım dedi. 3 defa koltukaltımdan bir kere de kasıktan işlem yaptılar. En son ise ameliyatla aldılar ve beni kurtardılar dolayısıyla Gaziantep Şehir Hastanesi’ne ve tüm ekibine teşekkür ediyorum. Ben ilk hastaneye geldiğim zaman ameliyata gireceğimi duyduğumda umutsuz girdim ama Allah’a şükür umutlu çıktım hastaneden. Çünkü dediğim gibi ameliyata girerken öleceğimi düşündüm ama sağ olsun doktorlarımız beni tekrar hayata döndürdü" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.igdirhaber.net/media/2026/07/karacigerinde-13-santimetrelik-tumor-bulunan-hasta-10-saatlik-ameliyatla-sagligina-kavustu.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Iğdır Haber</author>
                <link>https://www.igdirhaber.net/karacigerinde-13-santimetrelik-tumor-bulunan-hasta-10-saatlik-ameliyatla-sagligina-kavustu/65337</link>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:54:59 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
