Zulme Karşı Susanlar ve Birlik Ol(a)mayan Müslümanlar

Yayınlanma: 04.03.2026 09:11 Güncelleme: 04.03.2026 09:12

Araştırmacı yazar Fatma Sahur yazdı... "Zulme Karşı Susanlar ve Birlik Ol(a)mayan Müslümanlar"

Kaç gündür yazmak istiyorum, elim gitmiyor. Çünkü kelimeler bazen acının ağırlığını taşımakta yetersiz kalıyor. Dünyanın gözü önünde çocuklar ölürken, şehirler yerle bir edilirken, annelerin çığlığı göğe yükselirken insan susamıyor ama konuşmak da kolay olmuyor. Bugün yine savaş konuşuyoruz. Yine güçlünün hukuku, yine mazlumun kanı… Kendini “özgürlük” söylemleriyle meşrulaştıran küresel güçler, yıllardır coğrafyamızda kan ve gözyaşından başka ne bıraktı? İşgal ettikleri her yerde geriye parçalanmış toplumlar, yıkılmış şehirler ve birbirine düşürülmüş halklar kaldı. “Demokrasi” dediler, mezhep çatışması bıraktılar. “Güvenlik” dediler, istikrarsızlık ürettiler. İsrail’in yıllardır Filistin topraklarında uyguladığı politikalar artık bir güvenlik meselesi değil, açık bir insanlık dramıdır. “Vaat edilmiş topraklar” söylemi üzerinden yürütülen bu siyaset, binlerce masumun hayatına mal oldu. Çocukların, kadınların, sivillerin ölümü hiçbir kutsal metinle, hiçbir ideolojiyle açıklanamaz. ABD li trump bedofoli kendi çıkarı için savaş açtı  bu adamıı özgürlük getirecek irana merkezinde yer aldı. Müdahil olduğu her Gerçekten özgürlük mü getiriliyor, yoksa enerji kaynakları ve jeopolitik çıkarlar mı korunuyor? İran’ın tarihi binlerce yıl öncesine dayanır. İnanç, o toplum için sadece bir aidiyet değil, bir direniş biçimidir. Lider kadrolarına yönelik saldırılar, onların gözünde bir geri adım değil; daha güçlü bir kenetlenme sebebidir. Şehadet anlayışı, bu coğrafyada sıradan bir kavram değil, onur meselesidir. Bunu anlamadan bölgeyi anlamak mümkün değildir. Fakat asıl sorgulanması gereken başka bir konu var: Neden Müslüman ülkeler birlik olamıyor? Neden ortak bir vicdan sesi yükselmiyor? Kimileri sessiz, kimileri açıkça taraf. Bu tercihler gerçekten dostluktan mı, tehditten mi, yoksa çıkar ortaklığından mı kaynaklanıyor? Eğer mesele sadece siyaset olsaydı, halkların kalbi bu kadar yanmazdı. En tehlikelisi de şu: Müslümanların birbirini içeriden tüketmesi. Tarih defalarca gösterdi ki iç ayrışma, dış müdahaleden daha yıkıcıdır. Birbirimize düşersek, başkalarının hesabına hizmet etmiş oluruz. Bugün ihtiyaç olan şey hamaset değil; bilinçtir. İhtiyaç olan şey kör bir tarafgirlik değil; zulme karşı ortak duruştur. Gücü yetmeyenlerin duası bile kıymetlidir. En azından mazlumun yanında saf tutmak, kalben bile olsa zulme karşı olmak gerekir. Sosyal medyada komplo teorileriyle birbirini suçlamak yerine, ortak acıyı görmek gerekir. Bu coğrafyanın en büyük zaafı da en büyük gücü de inancıdır. İnanç, ya ayrıştırır ya da birleştirir. Tercih bizimdir. Eğer gerçekten adalet istiyorsak, önce kendi içimizde adil olacağız. Eğer gerçekten birlik istiyorsak, önce birbirimizi düşmanlaştırmaktan vazgeçeceğiz. Çünkü düşman çok. Ve biz birbirimizi yediğimiz sürece, onların sofrası hep dolu kalacak.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız