Taşa Sinmiş Direniş: Iğdır Babek Mağarası

Yayınlanma: 28.01.2026 09:13 Güncelleme: 28.01.2026 09:14

Şair yazar Fatma Aras yazdı... "Taşa Sinmiş Direniş: Iğdır Babek Mağarası"

Bazı coğrafyalar vardır; yalnızca toprak değildir, yalnızca bir yer adı değildir. Nefes alır, susar, hatırlar. Iğdır’ın sert rüzgârına, Ağrı Dağı’nın gölgesine ve Aras’ın kadim akışına yaslanan Babek Mağarası da tam olarak böyle bir yerdir. Oraya gittiğinizde bir mağaraya değil, tarihin iç boşluğuna girersiniz; sesiniz yankılanmaz, çünkü ses sizden önce oradadır. Babek Mağarası, Iğdır’ın sınırları içinde, dağların ve sarp kayalıkların arasında, kolay teslim olmayan bir coğrafyada yer alır. Zaten bu topraklarda kolay olan pek az şey vardır. Sert iklim, keskin rüzgâr, ani yalnızlık… Ama tam da bu yüzden dirençtir burası. Babek ismi, yalnızca bir kişi adı değil; başkaldırının, itirazın, “boyun eğmeme” hâlinin tarihsel karşılığıdır. Babek Hurremdin’i tarih kitapları farklı anlatır; kimine göre isyancı, kimine göre kahraman. Ama halk hafızasında Babek, zulme karşı ayağa kalkmış bir vicdandır. Mağaralar insanlığın ilk sığınaklarıdır. Taştan rahimlerdir adeta. Babek Mağarası da bu anlamda yalnızca doğal bir oluşum değil; tarih boyunca saklanmanın, direnmenin, beklemenin mekânıdır. Rivayetler, anlatılar, yarım kalmış cümleler dolaşır mağaranın ağzında. Net bilgilerden çok, hissedilen bir hakikat vardır orada. Ve bazen hakikat, belgelerden daha güçlüdür. Bugün Babek Mağarası’na baktığımızda, onu yalnızca turistik bir unsur olarak görmek büyük bir haksızlık olur. Burası, hafızanın mekâna tutunmuş hâlidir. Taşların arasında dolaşan sessizlik, geçmişte yaşanmış çatışmaların, korkuların, umutların tortusunu taşır. Orada durduğunuzda, insan kendine şu soruyu sormadan edemez: Bir mağara neyi saklar? İnsanları mı, fikirleri mi, yoksa henüz söylenmemiş cümleleri mi? Iğdır, tarih boyunca sınır olmanın, geçiş olmanın, arada kalmanın yükünü taşımış bir kent. Bu aradalık hâli Babek Mağarası’nda somutlaşır. Ne tam görünür, ne tamamen gizlidir. Ne tamamen geçmişte kalır, ne bugüne tam sığar. İşte bu yüzden Babek Mağarası, yalnızca tarihçilerin değil, şairlerin, yazarların, düşünen herkesin mekânı olmalıdır. Ne yazık ki bu tür tarihî ve kültürel alanlar, çoğu zaman ihmale terk ediliyor. Tanıtım eksik, koruma yetersiz, anlatı zayıf. Oysa Babek Mağarası, doğru bir yaklaşımla yalnızca Iğdır’ın değil, bölgenin kültürel belleğinde önemli bir durak hâline gelebilir. Ama bunun için önce onu “taş yığını” olmaktan çıkarıp, bir hikâye olarak görmemiz gerekir. Çünkü mekânlar da hikâye ister. Anlatılmadığında susar, unutulduğunda çöker. Babek Mağarası’nın hikâyesi ise unutulacak türden değil. İsyanın, inancın, direncin ve bedel ödemenin hikâyesidir bu. Bugün hâlâ dünyada zulüm varken, Babek adı yalnızca geçmişe ait olamaz. İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR Belki de Babek Mağarası’nın asıl önemi tam burada başlar: Bize şunu hatırlatır  tarih, yalnızca olan biten değil; bugün ne yaptığımızdır. O mağaraya bakıp sadece “eskiden birileri burada saklanmış” demek kolaydır. Zor olan, “Bugün biz neye karşı sessiziz?” sorusunu sormaktır. Iğdır’ın rüzgârı serttir ama öğreticidir. Babek Mağarası ise sessizdir ama çok şey söyler. Yeter ki durup dinlemeyi bilelim.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız
#Iğdır #Ağrı Dağı #Babek Mağarası