Sethat’ta Kalan Yürek, Gurbette Üşüyen Ruh
Araştırmacı yazar Rufat Gürel yazdı... "Sethat’ta Kalan Yürek, Gurbette Üşüyen Ruh"
Iğdır’dan ayrılmak, sadece bir şehirden uzaklaşmak değildir; Aras’ın sesinden, Ağrı Dağı’nın gölgesinden, rüzgârın getirdiği toprak kokusundan kopmaktır. Serhat şehridir Iğdır… Hudut boyunda dimdik duran, hem vatanın bekçisi hem de hasretin öğretmenidir. Oradan gurbete düşen bir insan, aslında kalbinin bir parçasını sınırda bırakır. Coğrafyada levhalar koyup il sınırlarını çizebilirsin. Haritalarda kalemle bir çizgi çekersin, “buradan sonrası Iğdır” dersin. Iğdır coğrafyası il sınırıyla belki levhalara sığar ama yüreklere sığmaz. Iğdır sevdasının ısıttığı yürekleri ancak Aras Nehri’nin serin suları, Ağrı Dağı’ndan esen rüzgârlar serinletebilir. Çünkü bu sevda, haritalara değil, insanın damarlarına işlemiştir. Gurbet, Iğdırlı için başka türlü ağırdır. Çünkü Iğdır’da sabah, dağın eteklerinden süzülen bir ışıkla başlar; akşam, Aras’ın üzerine çöken kızıllıkla biter. İnsan, o manzaraya baka baka büyür. Sonra kader alır, başka şehirlere, başka ülkelere savurur. Ekmek kavgası derler adına, hayat mücadelesi derler… Ama ne ad konursa konsun, gurbette geçen her gün, sıla özlemiyle içten içe kanayan bir yaradır. Geceleri en çok o zaman koyar hasret. Kalabalıklar içinde yalnız kalırsın. Bir çay bardağının buğusunda Iğdır’ı ararsın, bir türkünün arasında çocukluğunu. Annenin tandır başındaki sıcak ekmeğini, babanın sessiz ama vakur duruşunu, sokak aralarında yankılanan kahkahaları özlersin. Gurbette insan, kendi sesine bile yabancılaşır bazen; çünkü o ses artık Aras’a karışmaz, dağlara çarpıp geri dönmez. Sıla acısı, bir Iğdırlının yüreğinde dağ gibi durur. Ne zaman Ağrı Dağı’nın bir fotoğrafını görse, içinden bir şeyler kopar. “Orada olsaydım” diye başlayan cümleler, hiç bitmeyen bir iç konuşmaya dönüşür. Bayram sabahları daha da ağırdır bu imtihan. Memlekette kapı kapı dolaşan selamlar, gurbette bir telefonun ucuna sığar. Sarılmak isterken sadece “Alo” dersin. İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR Ama Iğdırlı sabırlıdır. Serhatta büyüyen insan, beklemeyi bilir. Kavuşmanın da bir gün geleceğine inanır. Belki yıllar sonra, belki bir emeklilik sabahı, belki de sadece birkaç günlük izinle… Yeter ki yine o toprağa ayak bassın, yine dağın gölgesinde nefes alsın, yine Aras’ın serinliğini yüzünde hissetsin. Gurbet zor, sıla hasreti yakıcıdır. Lakin bütün bu acıların içinde bir de umut vardır: Dönmek. Çünkü Iğdır, evlatlarını bekleyen bir ana gibidir. Ne kadar uzaklara gidersen git, ne kadar zaman geçerse geçsin, bir gün yolun yine o serhat şehrine düşer. Ve o an anlarsın ki, gurbet sadece bir imtihandır; asıl vatan, insanın kalbinin attığı yerdir.