Nerede O Eski Ramazanlar?

Yayınlanma: 20.02.2026 10:24 Güncelleme: 20.02.2026 10:24

Araştırmacı - yazar Fatma Sahur yazdı... "Nerede O Eski Ramazanlar?"

Ramazan yine geldi… Takvimler aynı ayı gösteriyor ama insanın içindeki Ramazan her yıl biraz daha geçmişe gidiyor. Çünkü bazı aylar sadece takvimde yaşanmaz; hatıralarda büyür, özlemde derinleşir. Benim için Ramazan biraz çocukluk demek, biraz merhamet, biraz da tandırda pişen lavaşın dumanı… Çocukluğum Iğdır’ın Melekli kasabasında geçti. Yaz sıcağının kavurduğu günlerde büyüklerimin sabırla oruç tuttuğunu bilirim. İmkânlarımız sınırlıydı ama gönüllerimiz genişti. Yorgunluk vardı belki ama şikâyet yoktu. Oruç sadece aç kalmak değildi; nefsi terbiye etmek, kalbi inceltmekti. İftar sofralarımız kalabalıktı. Telaşlı ama huzurlu… Sofra kurulurken bir hareketlilik başlar, herkes bir ucundan tutardı. Rahmetli babaannem komşumuz hasta ise Ramazan’ı beklemezdi; her daim sofraya oturmadan önce yemeğini alır, kapısını çalardı. Paylaşmak onun için bir ibadet takvimi değil, hayatın kendisiydi. Biz merhameti böyle öğrendik. Yardımı gösteriş için değil, gönül için yapmayı o sofralarda gördük. Rahmetli dedem her akşam duayla başlardı. Sadece ailemiz için değil; komşular, evlatlar, tüm âlem için… Hatta kurt kuşa kadar rızık duası ederdi. O an sofranın üzerine sanki görünmez bir huzur inerdi. Yemeğin bereketi malzemesinde değil, edilen duadaydı. Şükür vardı o sofrada. Kanaat vardı. Sahip olduklarımız azdı belki ama kıymetini bilirdik. Ben çocuktum… “Tabak orucu” tutardım öğlene kadar. Sahura sevgiyle, yumuşak bir sesle kaldırılırdım. Uykulu gözlerle masaya oturmak bile ayrı bir mutluluktu. Mahallemizdeki komşu bakkala gider, bir gofret ya da bir gazoz isterdim. Bilen bilir; o küçücük şeylerin sevinci tarifsizdi. Tandırda pişen lavaşın kokusu iftar saatini haber verirdi adeta. Yöremizin bozbaşı, köftesi ayrı lezzetliydi… Ama şimdi dönüp bakınca soruyorum kendime: Lezzet yemekte miydi, yoksa biz o günlerde daha mı huzurluyduk? Bugün sofralar hâlâ kuruluyor. Işıklar yanıyor, ezanlar okunuyor. Ama sanki ağzımızın tadı eksik. Dünya artık daha gürültülü, daha ağır. Acılar daha görünür, zulümler daha yakın. Belki eskiden de vardı; ama biz çocuk kalbimizle bu kadarını bilmiyorduk. Masumiyetimizin koruyucu bir perdesi vardı. Şimdi nereye gitsem aynı cümleyi duyuyorum: “Nerede o eski Ramazanlar? Nerede o eski bayramlar?” Belki Ramazan değişmedi. Belki değişen biziz. Kalabalık sofralarımız küçüldü, sabrımız azaldı, şükrümüz eksildi. Paylaşmanın yerini hesap, kanaatin yerini telaş aldı. Oysa Ramazan; yavaşlamak, hatırlamak, gönlü onarmak demekti. Ben hâlâ o eski Ramazanların özlemiyle yaşıyorum. Eminim benim gibi hisseden çok insan var. Çünkü bu özlem sadece geçmişe değil; kaybettiğimiz değerlere. Belki eski Ramazanlar bir yerde saklı değil… Belki yeniden merhameti hatırladığımızda, sofralarımıza önce şükrü koyduğumuzda geri gelecekler. Ramazan geldi. Belki bu yıl, önce kalbimizi doyuralım

Devamını Okumak İçin Tıklayınız