Nahçivan: Sessizliğin Yurdu Ataların Gölgesi
Şair - yazar Fatma Aras yazdı... "Nahçivan: Sessizliğin Yurdu Ataların Gölgesi"
Yol bir haritadan ibaret değildi. Bu yol, içimde yıllardır susan seslerin izini sürdüğüm, geçmişin küllerinden imge devşirdiğim, çocukluğumla yüzleşip annemin mezarında sessizce ağladığım bir yolculuktu. Sevgili Yazar dr. Mehmet Kum’un davetiyle şair arkadaşım Aslıhan Tüylüoğlu ile (2025) sekiz gün… Dört şehir… Bir kalbin dört ayrı köşesi gibi her şehir bana bir şey fısıldadı. Nahçivan: Sessizliğin Yurdu Ataların Gölgesi… Nahçıvan’a adım attığım an, sanki geçmişin içinden yürüdüm. Bu topraklarda sadece taşlara değil, suskunluklara da bastım. Geçtiğimiz yol kenarlarına asılmış yüzlerce fotoğraf… Hepsi Karabağ savaşında şehit düşen gençlerin suretiydi. Her birinin bakışı, ömrü yarım kalmış bir cümlenin sonu gibiydi. O fotoğraflar yüreğime saplandı; bir ülkenin sessiz çığlığı gibi asılıydılar duvarlarda. Bir anne ağzı gibi kapalı, ama gözleriyle haykırıyordu hepsi. O an anladım ki, Nahçıvan sadece sınırlarla değil, yüreklere çizilmiş acılarla da bölünmüş bir coğrafyaydı. Şehir merkezinde sokaklar tenhaydı; evler aynı renkte, duvarlar soğuk ama onurlu… O sessizliğin içinde içimdeki en eski sesler uyandı. Burası benim ata yurdumdu. Bir yanım buralıydı zaten; belki konuşmadığım, ama hep hissettiğim o köklü geçmişe gittim… Gözümde bir teyze belirdi: çocukken bizim köye gelen Nahçıvanlı kadın. SSCB kapıları yüzüne kapanınca, 70 yıl görememişti ailesini. O öldükten sonra açıldı sınırlar. Onun öyküsü, Nahçıvan sokaklarında yürürken içimi kavurdu. Sanki hâlâ onun gözleriyle bakıyordum her pencereye, her yola. O bekledi, bekledi, göremeden gitti. Şimdi ben, onun göremediği her manzaraya onun için de baktım. Nahçıvan’ın dağlarında yalnızlık ağırdır. Ama o yalnızlığın içinde bir derinlik, bir vakar vardır. Taşlar tarih fısıldar, rüzgâr geçmişten konuşur. Bu topraklarda zaman ağır aksak değil, anlamlı yürür. Her ev, her sokak bir suskunlukla anlatır yaşadıklarını. Burada konuşmaktan çok, hissetmek gerekir. Ben de sustum. Ama bu susuş, şiirin kendisine dönüştü. Çünkü Nahçıvan, bana köklerimi hatırlattı. Bazen bir yurt, sadece doğulan değil; ruhun ait olduğu yerdir. Ve Nahçıvan, benim içimde çoktan varmış.