IĞDIR’IN GELECEĞİ BUGÜNDEN KURULMALI
Araştırmacı yazar Rufat Gürel yazdı... "IĞDIR’IN GELECEĞİ BUGÜNDEN KURULMALI"
Iğdır, coğrafi konumunun stratejik önemi nedeniyle tarih boyunca hâkimiyet mücadelelerinin yaşandığı bir geçiş bölgesi olmuştur. MÖ 4000’li yıllarda Hurrilerle başlayan süreçte, günümüze kadar 29 millet, kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Iğdır’da hâkimiyet kuran bu devletlerden 15’i Türk boylarına mensuptur. Iğdır şehri, Türkiye’de 81 il içinde 24 Oğuz boyundan biri olan Iğdır boyunun adını taşıyan tek ildir. Sürmeli Çukuru’ndaki Ağrı Dağı “Tanrı Dağı”, Alagöz Dağı ise Türkistan’daki Altay Dağları ile özdeşleştirilmiş; bu coğrafya Türk’ün, Türkmen’in otlağı, yaylağı, kışlağı ve yurdu olmuştur. Iğdır’daki ilk yerleşim, MÖ 5000–4000 yılları arasında Ağrı Dağı’nın kuzey yamacındaki Korhan Yaylası’nda kurulmuştur. 1664 ve 1840 yıllarında yaşanan büyük Ağrı Dağı depremleri ve volkanik patlamalar, Iğdır halkını büyük can ve mal kayıplarına uğratmıştır. 1664 yılında yaşanan korkunç deprem ve heyelanların ardından hayatta kalanlar eski Iğdır şehrini terk ederek ovaya inmiştir. Ovaya inildikten sonra ilk yerleşimler Sultanbabat, Iğdırmava ve Buharlı mahallelerinde olmuştur. Bugünkü Iğdır’ın bulunduğu alan bataklık, sazlık ve kamışlıklarla kaplı; sivrisineklerin yoğun olduğu ve sıtma hastalığının yaygın biçimde görüldüğü bir bölgeydi. Iğdır insanı açtığı arklar ve drenaj kanallarıyla bataklıkları kurutmuş, sazlıkları ortadan kaldırmış; büyük bedeller ödeyerek bugünkü yeşil Iğdır’ı kurmuştur. Iğdır’ın çevresinin dağlarla çevrili çukur bir havza olması, hava sirkülasyonunu yavaşlatmakta ve bu durum hava kirliliğinin temel nedenini oluşturmaktadır. Orman varlığı bakımından Türkiye’nin en yoksul illerinden biri olan Iğdır’da; merkeze yaklaşık 15 km uzaklıktaki Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali, kalitesiz kömür kullanımı, aşırı betonlaşma ve gelişmemiş kent içi ulaşım ağı hava kirliliğini daha da artırmaktadır. Özel araç kullanımının yüksek olması egzoz salımını ciddi boyutlara taşımaktadır. Iğdır, Avrupa ve Türkiye genelinde havası en kirli şehirler arasında yer almaktadır. Kapalı havza yapısı nedeniyle hava hareketliliği oldukça yavaştır. Partikül madde kirliliği yalnızca kış aylarında değil, yaz aylarında da devam etmektedir. Sanayisi gelişmemiş ve nüfusu görece düşük olmasına rağmen, Iğdır’daki yüksek hava kirliliğinin temel sebebi coğrafi ve yapısal sorunlardır. Iğdır Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar, kış aylarında batı kaynaklı rüzgârların kirli havayı yaklaşık 5.000 metre yüksekliğindeki Ağrı Dağı’na taşıdığını, dağın bir cephe gibi davranarak kirli havanın şehir üzerinde adeta bir battaniye gibi kalmasına neden olduğunu ortaya koymuştur. Yaz aylarında ise hava kirliliğinin temel nedeni, Aralık ilçesindeki çölleşmiş alanlardan kaynaklanan erozyondur. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre Iğdır’da hava kirliliği kronikleşmiş; 2021 yılında tüm Avrupa’nın havası en kirli kentleri arasında yer almıştır. Verimli tarım alanlarının yerleşime açılması, yeşil alanların betona dönüşmesi, altyapı sorunları ve su kesintileri şehrin diğer önemli problemleridir. Olağanüstü durumlarda olağanüstü tedbirler almak gerekir. Iğdır üç devlete sınırı olan stratejik bir şehirdir. Zengezur Koridoru’nun açılması, İran Borualan ve Ermenistan Alican sınır kapılarının faaliyete geçmesi ve demiryolunun işletilmesi hâlinde Iğdır, bölgenin en büyük lojistik merkezlerinden biri olacaktır. Bu durum şehir nüfusunun 2–3 kat artması anlamına gelir ki mevcut şehir dokusu bunu kaldırabilecek durumda değildir. Bu nedenle uzun vadede hava kirliliğini azaltmak, modern bir şehir kurmak ve artan nüfusa çözüm bulmak için şu adımlar atılmalıdır: • Iğdır şehri, zamanla kentin güneyinde Ağrı Dağı eteklerindeki yüksek alanlara taşınmalıdır. • Kalitesiz kömür ve katı yakıt kullanımı sona erdirilmeli; toplu taşıma ve bisiklet kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. • Doğalgaz ve elektrikli araç kullanımı teşvik edilmelidir. • Seferberlik ruhuyla ağaç dikimi artırılarak orman alanları genişletilmelidir. • Çevre bilinci, eğitim yoluyla Iğdır insanında kalıcı hâle getirilmelidir. • Ermenistan ile geliştirilecek siyasi ilişkiler sonucunda, Iğdır’a 15 km mesafedeki Metsamor Nükleer Santrali’nin kapatılması sağlanmalıdır. • Iğdır’ın %74’ü dağlık, %26’sı ovalık alandır; verimli tarım arazileri kesinlikle yerleşime açılmamalıdır. • Ağrı Dağı turizme ve doğa sporlarına açılmalı, Doğu Ekspresli Ağrı Dağı turları düzenlenmelidir. • Eğitim, kültür, sanat, spor, sinema, tarih, tiyatro ve edebiyat alanlarında çalışmalar desteklenmelidir. • Sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleri, birlikte yaşama ve aidiyet kültürünü güçlendirmelidir. • Şalak kayısısı, Melekli şalağı (kavun), Mürşitali, Alagızıl karpuzu, geleneksel yemekler ve kültürel miras korunup tanıtılmalıdır. • Tarım ve hayvancılığa verilecek teşvikler ve köylere doğalgaz ulaştırılmasıyla göç tersine çevrilebilir. Kısacası, devlet–vatandaş iş birliğiyle Iğdır’da çözülemeyecek sorun yoktur. “Ben” yerine “biz” diyerek, Iğdırlı olmanın aidiyetiyle; ilmin ve bilimin ışığında el ele verildiğinde temiz havası, sağlam altyapısı ve yaşanabilir şehir dokusuyla modern bir Iğdır mümkündür. Bu, Iğdır’da yaşayan her insanın en doğal hakkıdır. Her şeyin en güzeli dileğiyle…