Deprem Değil, İhmal Öldürür: Unutulan Bilim, Hatırlanan Acı

Yayınlanma: 07.02.2026 16:52 Güncelleme: 07.02.2026 16:52

Araştırmacı yazar Fahrettin Alay yazdı... "Deprem Değil, İhmal Öldürür: Unutulan Bilim, Hatırlanan Acı"

I. BÖLÜM – ANALİZ (Aklın Sesi) Deprem, bu coğrafyanın misafiri değil; ev sahibidir. Anadolu, tarih boyunca sayısız zelzele görmüş; şehirler yıkılmış, yeniden kurulmuştur. Dolayısıyla mesele, “deprem olur mu?” sorusu değil; “olduğunda ne olur?” sorusudur. Bilim bu konuda nettir. Fay hatları bellidir. Zemin yapıları bilinir. Risk haritaları yıllardır ortadadır. Mühendislik çözümleri, yapı teknikleri, denetim modelleri mevcuttur. Yani sorun bilgi eksikliği değildir. Sorun, bilginin hayata geçirilmemesidir. Dere yataklarına yapılan binalar, gevşek ve dolgu zeminlere dikilen çok katlı yapılar, denetlenmeyen beton, eksik demir, göstermelik kontroller… Bunların hiçbiri deprem anında ortaya çıkmış sürprizler değildir. Hepsi, önceden bilinen risklerin göz göre göre biriktirilmiş hâlidir. Üniversiteler, meslek odaları ve bilim insanları her büyük sarsıntıdan önce ve sonra aynı uyarıları yapmaktadır. Neredeyse yalvarırcasına: “Bilimle hareket edin.” “Şehirleri toprağın gerçeğine göre kurun.” “Afeti değil, riski yönetin.” Ne var ki deprem geçince, bu sesler de gündemden düşer. Tedbir, maliyet olarak görülür. Denetim, zaman kaybı sayılır. Planlama, ertelenir. Hatta kimi zaman, “imar” adı altında risk meşrulaştırılır; kaçak yapılar affedilir, bilime aykırı binalar yasal kimlik kazanır. Böylece deprem değil; ihmal resmileştirilmiş olur. Oysa gelişmiş ülkelerde de deprem olur. Ama orada deprem, yıkımı değil; sistemin dayanıklılığını sınar. Bizde ise deprem, yılların birikmiş sorumsuzluğunu bir gecede açığa çıkarır. Bu tablo, herhangi bir siyasi partiye değil; toplumsal bir anlayışa işaret eder. Deprem meselesi, ideolojik değil; hayati bir meseledir. II. BÖLÜM – VİCDAN (İnsanın Sesi) 6 Şubat gecesi insanlar depremden değil, güvendikleri binalardan öldüler. Bir anne çocuğunu korumaya çalışırken, bir baba “bir şey olmaz” diyerek uyurken, bir yaşlı sabaha çıkacağını sanırken gitti. O gece toprağın suçu yoktu. Fayın niyeti yoktu. Ama ihmallerin uzun bir geçmişi vardı. En acısı da şudur: Bu acıyı daha önce de yaşadık. Ve her defasında “unutmayacağız” dedik. Ama unuttuk. Depremden sonra edilen dualar, enkaz başındaki gözyaşları, birkaç haftalık dayanışma… Hepsi çok kıymetliydi. Ama kalıcı olan, sadece acı oldu. Oysa gerçek yas, sadece ağlamak değildir. Gerçek yas, aynı acının tekrarını engellemektir. Depreme karşı bilinç; sadece devletin, sadece belediyenin, sadece müteahhidin değil; hepimizin meselesidir. O binada oturmayı kabul eden de, denetimi gevşeten de, “idare eder” diyen de, sessiz kalan da bu zincirin bir halkasıdır. Bu yüzden 6 Şubat, yalnızca bir matem günü değil; bir yüzleşme günüdür. Toprak bir gün yine konuşacak. Soru şu: Biz o güne kadar aklımızı mı konuşturacağız, yoksa yine sadece vicdanımız mı sızlayacak?

Devamını Okumak İçin Tıklayınız