DAĞLAR KIZI REYHAN: Bir Türkünün Ardındaki Tarihî Hakikat ve Millî Hafıza

Yayınlanma: 13.02.2026 10:09 Güncelleme: 13.02.2026 10:09

Araştırmacı yazar Rufat Gürel yazdı... "DAĞLAR KIZI REYHAN: Bir Türkünün Ardındaki Tarihî Hakikat ve Millî Hafıza"

Bugün düğünlerde ve eğlencelerde coşkuyla söylediğimiz bazı türküler, aslında bir milletin hafızasına kazınmış derin acıların ve kahramanlıkların sesidir. “Dağlar Kızı Reyhan” da bunlardan biridir. Yüzeyde bir aşk ve oyun türküsü gibi algılansa da, ardında 1918 Mart olaylarının kanlı ve trajik günlerine uzanan tarihî bir gerçeklik barındırmaktadır. 1918 yılı Mart ayında yaşanan katliam günlerinde Reyhan adlı genç bir kızın düğünü vardır. Ancak düğün günü, hayatını birleştireceği nişanlısı Ermeni silahlı gruplar tarafından öldürülür. Henüz gelinlik çağına yeni adım atmış bir genç kız için bu, yalnızca bir sevdiğin kaybı değil; aynı zamanda bir hayatın, bir hayalin ve bir geleceğin yok edilmesidir. Reyhan, kendisine yönelen saldırı ve tecavüz tehdidinden kurtulmak için büyük bir cesaret ve soğukkanlılık gösterir. Duvağıyla tuvalete saklanır, dikkat çekmemek için bedenini dışkı ile kaplayarak kendisini görünmez kılar ve böylece katillerden kaçmayı başarır. Bu olay, onun yalnızca hayatta kalma içgüdüsünü değil, aynı zamanda direniş ruhunu da ortaya koyar. Yaşadığı acı, Reyhan’ı sıradan bir genç kız olmaktan çıkarır; onu bir direniş sembolüne dönüştürür. Eşinin ve masum insanların intikamını almak amacıyla silahlı bir çete kurar. Guba bölgesinde, Gelinkaya mevkiinde Ermeni silahlı gruplarına karşı mücadele eder ve onları bozguna uğratır. Artık o, “Dağlar Kızı Reyhan”dır. Yıllarca dağlarda dolaşır; zulme karşı direnişin ve Azerbaycan Türk kadınının cesaretinin sembolü hâline gelir. Ancak tarih, çoğu zaman kendi kahramanlarını da sınar. 1928 yılında “anti-Sovyet” suçlamasıyla yakalanır ve tutuklanır. Kurşuna dizilmek üzere hücresinde beklerken, dönemin etkili isimlerinden Mircafer Bağırov devreye girer ve girişimleri sonucunda Reyhan’ın hayatı bağışlanır. Adı ve soyadı değiştirilerek kimliği gizlenir ve Kırım’daki bir manastıra yerleştirilir. Hayatının geri kalanını orada geçirir ve sessizce hayata veda eder. Onun adına yakılan “Dağlar Kızı Reyhan” türküsü, halkın hafızasında anonim bir ağıt olarak yer bulur. Bu eser, yalnızca bir bireyin hikâyesini değil; savaşın, katliamların ve kayıpların gölgesinde direnen bir milletin ortak acısını dile getirir. Türkü, Azerbaycan Türk kadınının cesaretini, fedakârlığını ve onurunu sembolleştirir. Mircafer Bağırov ise 1955 yılında tutuklanmış, 1956 Nisan’ında Bakü’de görülen mahkeme sonucunda idama mahkûm edilmiş ve kurşuna dizilmiştir. Böylece dönemin çalkantılı siyasî atmosferi içinde, tarihin farklı yüzleri bir kez daha ortaya çıkmıştır. “Dağlar Kızı Reyhan”, “Hey On Beşli” ve “Laleler” gibi türküler; Anadolu ve Azerbaycan coğrafyasında yaşanan acıların, savaşların ve ayrılıkların müzikal hafızasıdır. Her ne kadar bugün çoğumuz bu eserleri yalnızca birer eğlence türküsü olarak dinlesek de, onlar aslında tarihî kayıt niteliğinde sözlü belgelerdir. Halkın yüreğinde saklı duran bu ezgiler, yaşanmışlıkların arşivi olarak nesilden nesile aktarılmaktadır. Türküler, bir milletin sözlü tarihidir. Reyhan’ın hikâyesi de bize, müziğin yalnızca bir sanat dalı olmadığını; aynı zamanda hafızayı, direnişi ve kimliği taşıyan güçlü bir kültürel miras olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle “Dağlar Kızı Reyhan”, yalnızca bir türkü değil; millî hafızamızda yer etmiş acı dolu bir dönemin sembolüdür.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız