“Ceza Az, Cesaret Çok: Toplum Nereye?”
Araştırmacı yazar Fatma Sahur yazdı... “Ceza Az, Cesaret Çok: Toplum Nereye?”
Bir Annenin Feryadı: Bu Çocuklar Kimin? Artık susmak istemiyorum. Çünkü her gün başka bir şiddet haberiyle uyanıyoruz. Sokakta darp edilen insanlar, bıçaklanan gençler, tehdit edilen aileler… İstanbul’un Bağcılar ilçesinde yaşanan son olayda küçücük bir çocuğa yapılan şiddete “vurmayın” diyen bir genç altı bıçak darbesiyle hastanelik edildi. Yetmedi, aileler tehdit edildi. “Biz güçlüyüz” diyen bir zihniyet dolaşıyor sokaklarda. Ama benim içimi en çok yakan başka bir şey var: 13 yaşındaki çocukların “çete kurduk” diyebilecek cesareti nereden bulduğu. Gerçekten aileleri bilmiyor mu? Yoksa aileler mi görmezden geliyor? Yoksa daha kötüsü… teşvik mi ediyor? 13 yaş bir çocuğun yaşıdır. Ben 13 yaşındayken elimde bebeklerim vardı. Evcilik oynardım. Ailemden habersiz bir yere gitmezdim. Şimdi 13 yaşındaki çocuklar lüks telefonlarla, pahalı kıyafetlerle, yaşının çok üzerinde bir görüntüyle sokakta. Bir çocuğun ailesinin alım gücü belli değilken elindeki telefon, üzerindeki marka, yaşına uygun olmayan kıyafeti sorgulanmayacak mı? 13 yaşındaki bir kız çocuğu kadın gibi giyiniyorsa, gece geç saatlerde sokaktaysa, elinde son model telefon varsa; aile “Ben bilmiyordum” diyebilir mi? Gerçekten bilmiyor mu? Yoksa bilmek mi istemiyor? Bir çocuk evden çıkar. Nereye gidiyor, kimlerle geziyor, parasını nereden buluyor, nasıl bir çevrenin içinde… Bunları bilmeyen bir aile ya ilgisizdir ya da gözünü kapatmıştır. İkisi de tehlikelidir. Evet, suç bireyseldir. Ama aile sorumluluktan muaf değildir. Bir evde denetim yoksa, sınır yoksa, “dur” diyen yoksa; o boşluğu sokak doldurur. Çete doldurur. Yanlış arkadaş doldurur. Sonra televizyonlara çıkıp “Benim çocuğum yapmaz” deniyor. Ama yapmış. Sonra “kandırılmış” deniyor. 13 yaşındaki bir çocuk lüks yaşam hevesiyle, güç gösterisiyle, korkutma diliyle büyüyorsa; orada bir yerlerde büyük bir ihmal vardır. Toplum olarak da hatalıyız. Şiddeti konuşa konuşa normalleştirdik. Tehdit dilini sıradanlaştırdık. Sabah programlarında ailelerin çürümüşlüğünü izleyip ertesi gün unutuyoruz. Kadınlar her gün katlediliyor, gençler bıçaklanıyor, çocuklar suçun içine çekiliyor. Ben bir anne olarak korkuyorum. Sokaklar güvenli değil diye değil sadece… Vicdanlar zayıflıyor diye korkuyorum. Utanma azalıyor diye korkuyorum. Yanlışa arka çıkmak “sahip çıkmak” sanılıyor diye korkuyorum. Ceza az olursa cesaret artar. Aile susarsa çocuk kayar. Toplum görmezden gelirse kötülük büyür. Bu bir siyasi mesele değil. Bu bir insanlık meselesi. Bu çocuklar kimin? Bu sokaklar kimin? Bu ülke kimin? Ben bir kadın olarak, bir anne olarak feryat ediyorum: Çocuklarımıza sahip çıkalım. Ama suça değil, doğruya sahip çıkalım. Lükse değil, ahlaka özendirelim. Korkuya değil, vicdana büyütelim. Yoksa yarın çok geç olabilir